RubySvna
New member
- Joined
- Apr 20, 2026
- Messages
- 1
ATOM: İLKEL YAHWE TASAVVURU
Bu yazı içinde Yahwe'nin bir düşsel biçim olarak Yahudilere nereden geldiğini arı ussal olarak (mantıksal argümantatif akıl yürütme) aynı zamanda görgül olarak (tarihsel) ele alacağız; yazının temel iddiası Yahwe'nin —düşünce biçimi olarak— Yahudilerin tapınma nesnesi olmadan önce Mısır tanrılarının arasında karışmaya çalıştığı olacaktır.
Yahwe'nin düşünce biçimini tanımlarken Hegelci bir biçimde olumsuzlamanın olumsuzlanması, yani kendisini kendisi olmayan üzerinden negatif bir şekilde kurgulaması çok önemlidir; zevizimden bağımsız olarak da birçok tarihçi Yahudiliğin bir anti-çok tanrıcılık takıntısı ile çıktığının farkındadır ki Yahudilerin neden Tevrat'ı kendi işlerine gelecek şekilde değiştirdiğini ve Musa mitini Yahudilerin uydurmasındaki psikolojik nedenlerini araştıran Freud konuyu şöyle özetlemiştir: "Musevilik ile Mısır dinleri arasındaki bu karşıtlığın belli bir amaç uğruna bilinçli olarak yaratıldığı izlenimine kapılmamak kimi vakit elde değildir."(1) Örnek olarak ise şunları verir; Mısır dini sihir konusunda kendini adamışken Musevilik yasaklamak ile kalmaz tamamen lanetler(A), Mısırlılar tanrıların heykellerini yapma konusunda çok takıntılıyken Musevilik açıkça yahweyi hayal etmesini bile yasaklar(B), ancak en önemlisi ilginç bir şekilde Mısırlılar ölüm sonrasına dünyadaki bütün inançlardan daha fazlasıyla fetişist bir biçimde takıntılıydı; sırf bu yüzden ölüm sonrası yaşam olanağı için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı, buna karşılık olarak Yahudilik ise ölüm sonrası konusunda tamamen karşıttır(D); temel argüman burada Tevrat'ın yasaklarının bir sürü olmasına rağmen Mısır inançlarındaki temel ilkelere karşı olan yasaklarının tamamen pratik işlevsellikten bağımsız takıntı derecesinde olmasıdır. Psikanalizin bize kattığı "pratik işlevi olmayan bir tabunun arkasında duygusal sebepler yatar" önermesini unutmamak lazım.
O zaman tam burada bir Yahwe tasavvuru tanımlaması yapacak bilgiye sahibiz: Yahwe transandantali (2) (var oluş koşulları) onu olumsuzlamanın olumsuzlanması olarak; "çok tanrı ilkelerine karşıt olan her şeyin bir temsili" yapar. Böylesine bir tanımlamanın zararlı evrenselleştirilmesinden ötürü tanımı daha inançsal boyuta "Yahudilerin pragmatik kurgularında işlevsellik kazananan aynı zamanda çok tanrıcılığa karşı olan bir tek tanrı olan Rab-kurtarıcı" olarak tanımlamayı uygun gördüm.
O zaman Yahwe'nin transandantalini ve tanımlamasını yaptığımıza göre böylesine bir düşsel formun kökenine gidelim: MÖ 1375 yılında Mısır'da genç bir firavun tahta çıkmıştı; "Amenhotep". İlginçtir ki Sadece adını değiştirmekle kalmamış bütün bir Mısır dinini tek tanrıcı yapmaya çalışmıştır Bunu zülüm ve baskı ile yaptığı dipnota verilmiştir.
böylesine bir çok tanrıcılığa ihanet daha önce hiç görülmemişti. (3) Devamında ise (4) diğer tanrılar arasında birazcık pasif kalmış olan "Aton ya da Atum" yeniden ortaya çıkarılmıştı; bu genç ve devrimci kral savaşmaya devam edip Filistin, Suriye ve Mezopotamya'dan topraklar ele geçirmiş ve bu bölgelerde tek tanrıcılığı yaymaya çalışmıştır. Kontrol ettiği topraklar içerisinde kendisinin tek otorite olmasını isteyen kral, yeni propagandasını yaptığı bu tanrının da bu topraklar içinde kendisi gibi tek bir otorite olmasını istemiş olmalıdır ki onu tek bir tanrı olarak tanımlama konusundaki çabaları dikkat çekicidir. Ek olarak yine ilgi çekici bir mesele ise "Kayalar içinde oyulmuş mezarlardaki yazıtlarda bize kadar gelip, Aton'u öven iki ilahide genç hükümdar, ancak birçok yüzyıl sonra Yahudilerin Tanrısı Yehova'ya övmek için yapılmış Mezmurlar'dakine benzer bir coşkuyla Mısır içinde ve dışında her türlü canlının yaratıcısı ve koruyucusu olarak güneşe övgüler yağar." (5) Tabii ki de bu benzerlikten doğan bir din geçimi kanıtlamasından ziyade "şimdilik" bunu bir düşünce tasavvuru olarak düşünmemizdeki en temel kanıt Amenhotep'in ettiği ilahidir: "Ey biricik tanrım, senden başka tanrı yoktur!"(6) Anti-pagan, çok tanrıcı ve savaş meraklısı bir diktatör, Yahwe'nin tasavvur formuna ne kadar benziyor? Ama benzerlikler bu kadar da az değil.
Yahudilik ile Aton ile alakalı olan benzerliklere tekrar perde açalım; yazı başında Yahudiliğin Mısır dinindeki takıntılarını açmıştık, mesela ölüm tanrısı Osiris'in Mısır için ne kadar önemli olduğu çünkü Mısırlıların ölüm sonrasına fetişist biçimde değer verdiklerine; Aton dininde ise Osiris'ten 1 kelime bile ne ilahilerinde ne de öğretilerinde bahsedilmez ve bahsedilmesi de yasaklanmış ve unutturulmaya çalışılmıştır (7) aynı Yahudilikte olduğu gibi(A). Tanrıların birçok tasviri vardır ama Aton'un tek bir tasviri bile yoktur ve yapılması yasaktır, aynı Yahudilikte olduğu gibi(B). Ve en önemlisi paganizmi paganizm yapan ve dünyayı algılama biçimi olarak gerçekliğin bir görünümü olarak varsayılan "büyü", bu konudaki en büyük benzerliktir: Yahudiliğin büyüye karşı olan takıntısını biliyoruz, ne denli yasakladığını ve lanetlediklerini de yine tahmin edileceği üzere Aton'da büyü yasaktır ve lanetlidir(d). (8. dipnotu okumanızı tavsiye ederim) Dolayısıyla bu kadar benzer kuralların ve eylemlerin basit bir benzerlik ile açıklanması güç olsa da yine de bu benzerlikler sadece arı usun, yani mantıksal bir argümantatif akıl yürütmenin temel dayanağını olmaktadır tam bir kanit değil yinede ikna edici görünmektedir. asıl iki din arasındaki bağlantı kanıtlamaları bu yazının devamında verilicektir. Bu metin sadece giriş niteliği taşımaktadır.
KAYNAKÇA
1: Musa ve Tek Tanrıcılık, sy. 42.
2: Dönemsel koşullara bağlı: Metanın bilinç dışı ilişkisi sayesinde tasavvurlar oluşur. Bkz: Zizek, İdeolojinin Yüce Nesnesi, sf. 32.
3: Breasted, "The first individual in human history" (İnsanlık tarihinde ilk birey) olarak adlandırıyor. (1906: sf. 304.)
4: Bundan sonraki açıklamalar temelde J. H. Breasted'in History of Egypt (Mısır Tarihi) 1906, aynı zamanda The Dawn of Conscience (Bilincin Şafağı) 1934 ve The Cambridge Ancient History (Cambridge Antik Tarihi) II. cildinden alıntısı yapılan söz konusu bölümlere dayanmaktadır.
5: Musa ve Tek Tanrıcılık, sy. 42.
6: Breasted: sy 362.
7: "Kralın takibinden en fazla Tanrı Amon nasibini almıştır; ancak sadece tek başına o da değil. İmparatorluğun dört bir yanında tapınaklar kapatılmış, ibadet yasaklanmış ve tapınakların mallarına el konulmuştu. Hatta firavunun takip hırsı, anıtlarda adı çoğul olarak geçen 'Tanrılar' sözcüğünü tek tek kazıtacak kadar ileri gitmişti." (History of Egypt, s. 363.)
8: Weigall (The Life and Times of Akhnaton, 1923, s. 121) (Akhenaton'un Hayatı ve Dönemi): "Akhenaton tüm bu formülleri ateşe verir. Cinler, umacılar, sihirler, canavarlar, yarı tanrılar ve Osiris'in kendisi dahi tüm saray halkı ile birlikte alevlerin içine sürüklenip kül olup gider."
Bu yazı içinde Yahwe'nin bir düşsel biçim olarak Yahudilere nereden geldiğini arı ussal olarak (mantıksal argümantatif akıl yürütme) aynı zamanda görgül olarak (tarihsel) ele alacağız; yazının temel iddiası Yahwe'nin —düşünce biçimi olarak— Yahudilerin tapınma nesnesi olmadan önce Mısır tanrılarının arasında karışmaya çalıştığı olacaktır.
Yahwe'nin düşünce biçimini tanımlarken Hegelci bir biçimde olumsuzlamanın olumsuzlanması, yani kendisini kendisi olmayan üzerinden negatif bir şekilde kurgulaması çok önemlidir; zevizimden bağımsız olarak da birçok tarihçi Yahudiliğin bir anti-çok tanrıcılık takıntısı ile çıktığının farkındadır ki Yahudilerin neden Tevrat'ı kendi işlerine gelecek şekilde değiştirdiğini ve Musa mitini Yahudilerin uydurmasındaki psikolojik nedenlerini araştıran Freud konuyu şöyle özetlemiştir: "Musevilik ile Mısır dinleri arasındaki bu karşıtlığın belli bir amaç uğruna bilinçli olarak yaratıldığı izlenimine kapılmamak kimi vakit elde değildir."(1) Örnek olarak ise şunları verir; Mısır dini sihir konusunda kendini adamışken Musevilik yasaklamak ile kalmaz tamamen lanetler(A), Mısırlılar tanrıların heykellerini yapma konusunda çok takıntılıyken Musevilik açıkça yahweyi hayal etmesini bile yasaklar(B), ancak en önemlisi ilginç bir şekilde Mısırlılar ölüm sonrasına dünyadaki bütün inançlardan daha fazlasıyla fetişist bir biçimde takıntılıydı; sırf bu yüzden ölüm sonrası yaşam olanağı için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı, buna karşılık olarak Yahudilik ise ölüm sonrası konusunda tamamen karşıttır(D); temel argüman burada Tevrat'ın yasaklarının bir sürü olmasına rağmen Mısır inançlarındaki temel ilkelere karşı olan yasaklarının tamamen pratik işlevsellikten bağımsız takıntı derecesinde olmasıdır. Psikanalizin bize kattığı "pratik işlevi olmayan bir tabunun arkasında duygusal sebepler yatar" önermesini unutmamak lazım.
O zaman tam burada bir Yahwe tasavvuru tanımlaması yapacak bilgiye sahibiz: Yahwe transandantali (2) (var oluş koşulları) onu olumsuzlamanın olumsuzlanması olarak; "çok tanrı ilkelerine karşıt olan her şeyin bir temsili" yapar. Böylesine bir tanımlamanın zararlı evrenselleştirilmesinden ötürü tanımı daha inançsal boyuta "Yahudilerin pragmatik kurgularında işlevsellik kazananan aynı zamanda çok tanrıcılığa karşı olan bir tek tanrı olan Rab-kurtarıcı" olarak tanımlamayı uygun gördüm.
O zaman Yahwe'nin transandantalini ve tanımlamasını yaptığımıza göre böylesine bir düşsel formun kökenine gidelim: MÖ 1375 yılında Mısır'da genç bir firavun tahta çıkmıştı; "Amenhotep". İlginçtir ki Sadece adını değiştirmekle kalmamış bütün bir Mısır dinini tek tanrıcı yapmaya çalışmıştır Bunu zülüm ve baskı ile yaptığı dipnota verilmiştir.
böylesine bir çok tanrıcılığa ihanet daha önce hiç görülmemişti. (3) Devamında ise (4) diğer tanrılar arasında birazcık pasif kalmış olan "Aton ya da Atum" yeniden ortaya çıkarılmıştı; bu genç ve devrimci kral savaşmaya devam edip Filistin, Suriye ve Mezopotamya'dan topraklar ele geçirmiş ve bu bölgelerde tek tanrıcılığı yaymaya çalışmıştır. Kontrol ettiği topraklar içerisinde kendisinin tek otorite olmasını isteyen kral, yeni propagandasını yaptığı bu tanrının da bu topraklar içinde kendisi gibi tek bir otorite olmasını istemiş olmalıdır ki onu tek bir tanrı olarak tanımlama konusundaki çabaları dikkat çekicidir. Ek olarak yine ilgi çekici bir mesele ise "Kayalar içinde oyulmuş mezarlardaki yazıtlarda bize kadar gelip, Aton'u öven iki ilahide genç hükümdar, ancak birçok yüzyıl sonra Yahudilerin Tanrısı Yehova'ya övmek için yapılmış Mezmurlar'dakine benzer bir coşkuyla Mısır içinde ve dışında her türlü canlının yaratıcısı ve koruyucusu olarak güneşe övgüler yağar." (5) Tabii ki de bu benzerlikten doğan bir din geçimi kanıtlamasından ziyade "şimdilik" bunu bir düşünce tasavvuru olarak düşünmemizdeki en temel kanıt Amenhotep'in ettiği ilahidir: "Ey biricik tanrım, senden başka tanrı yoktur!"(6) Anti-pagan, çok tanrıcı ve savaş meraklısı bir diktatör, Yahwe'nin tasavvur formuna ne kadar benziyor? Ama benzerlikler bu kadar da az değil.
Yahudilik ile Aton ile alakalı olan benzerliklere tekrar perde açalım; yazı başında Yahudiliğin Mısır dinindeki takıntılarını açmıştık, mesela ölüm tanrısı Osiris'in Mısır için ne kadar önemli olduğu çünkü Mısırlıların ölüm sonrasına fetişist biçimde değer verdiklerine; Aton dininde ise Osiris'ten 1 kelime bile ne ilahilerinde ne de öğretilerinde bahsedilmez ve bahsedilmesi de yasaklanmış ve unutturulmaya çalışılmıştır (7) aynı Yahudilikte olduğu gibi(A). Tanrıların birçok tasviri vardır ama Aton'un tek bir tasviri bile yoktur ve yapılması yasaktır, aynı Yahudilikte olduğu gibi(B). Ve en önemlisi paganizmi paganizm yapan ve dünyayı algılama biçimi olarak gerçekliğin bir görünümü olarak varsayılan "büyü", bu konudaki en büyük benzerliktir: Yahudiliğin büyüye karşı olan takıntısını biliyoruz, ne denli yasakladığını ve lanetlediklerini de yine tahmin edileceği üzere Aton'da büyü yasaktır ve lanetlidir(d). (8. dipnotu okumanızı tavsiye ederim) Dolayısıyla bu kadar benzer kuralların ve eylemlerin basit bir benzerlik ile açıklanması güç olsa da yine de bu benzerlikler sadece arı usun, yani mantıksal bir argümantatif akıl yürütmenin temel dayanağını olmaktadır tam bir kanit değil yinede ikna edici görünmektedir. asıl iki din arasındaki bağlantı kanıtlamaları bu yazının devamında verilicektir. Bu metin sadece giriş niteliği taşımaktadır.
KAYNAKÇA
1: Musa ve Tek Tanrıcılık, sy. 42.
2: Dönemsel koşullara bağlı: Metanın bilinç dışı ilişkisi sayesinde tasavvurlar oluşur. Bkz: Zizek, İdeolojinin Yüce Nesnesi, sf. 32.
3: Breasted, "The first individual in human history" (İnsanlık tarihinde ilk birey) olarak adlandırıyor. (1906: sf. 304.)
4: Bundan sonraki açıklamalar temelde J. H. Breasted'in History of Egypt (Mısır Tarihi) 1906, aynı zamanda The Dawn of Conscience (Bilincin Şafağı) 1934 ve The Cambridge Ancient History (Cambridge Antik Tarihi) II. cildinden alıntısı yapılan söz konusu bölümlere dayanmaktadır.
5: Musa ve Tek Tanrıcılık, sy. 42.
6: Breasted: sy 362.
7: "Kralın takibinden en fazla Tanrı Amon nasibini almıştır; ancak sadece tek başına o da değil. İmparatorluğun dört bir yanında tapınaklar kapatılmış, ibadet yasaklanmış ve tapınakların mallarına el konulmuştu. Hatta firavunun takip hırsı, anıtlarda adı çoğul olarak geçen 'Tanrılar' sözcüğünü tek tek kazıtacak kadar ileri gitmişti." (History of Egypt, s. 363.)
8: Weigall (The Life and Times of Akhnaton, 1923, s. 121) (Akhenaton'un Hayatı ve Dönemi): "Akhenaton tüm bu formülleri ateşe verir. Cinler, umacılar, sihirler, canavarlar, yarı tanrılar ve Osiris'in kendisi dahi tüm saray halkı ile birlikte alevlerin içine sürüklenip kül olup gider."