Hayat, bir açıdan birbirine bağlı sonsuz köprüden oluşan bir maratondur ve bir köprüden yenisine geçmek, hayattaki güçlü ve pozitif bir değişimin yaşandığı anlamına gelir. Bu Lord Bifrons ile direkt bağlantılıdır. Onun adının İskandinav mitolojisindeki Bifrost ile ne kadar benzediğini görebilirsiniz ve Lord Bifrons, bu mitolojide karşımıza Heimdallr olarak çıkar. "İlginç" bir şekilde Bifrost'un koruyucusu ve bekçisidir. Bifrost, Midgard yani Dünya ile Asgard yani Tanrıların Diyarı arasındaki köprüdür. Burada pek çok anlam ve bağlantı görürüz.
Tanrılarla olan deneyimleri paylaşmak her ne kadar Türk forumlarında kimi zaman garip bir etki yaratsa da (insanlar böyle olabiliyor zira düşünmek pek tercih ettikleri bir şey değil), ben sizle olan sohbetimizden ötürü Lord Bifrons ile olan ufak bir bağımı paylaşacağım. Onun güç ritüeli paylaşıldıktan sonra, hayatım boyunca aktif olan ve çözmeye çok yaklaşmama rağmen tekrar elimden kaçan bir problem için yardım istedim ve birkaç gün boyunca onun ritüelini gerçekleştirdim. Elbette bu yardımı isterken duygusallığımdan ötürü biraz kolaya kaçmak istedim, ki işler ilk başta "kolaya kaçıyormuş" gibi gözükerek pozitif ilerledi. Ben de bunun rehavetine kapılarak zaten elimden kaçan bir şeyin benden daha da uzaklaşmasına sebep oldum. Yani iyi olmadığını BİLDİĞİM bir şeyi yapmaya çalıştım ve Lord Bifrons bana çok güzel bir şekilde "Bu kadarı kâfi." der gibi öğretti.
Sonuç olarak şu an o meselede daha da gerilemiş gibi gözüksem de, elde ettiğim deneyimler sonucu uzun vadeli olarak problemi çözmeye daha da yaklaşmış oldum. Ki çözeceğim de, zira resmen o problemi akvaryumdan avuçlarıma aldığım bir balık gibi, çok okkalı bir şekilde hayatımdan defedeceğim ve böylece şu an yürüdüğüm köprüyü tamamlamış olup, yeni köprümdeki değişim yolculuğuma başlamış olacağım.
Şunu unutmamalısınız ki, yıllar boyu içinize işleyen bir zehirden kurtulmak için, neredeyse bir o kadar yıl da mücadele etmek gerekir. Doğru olan ve doğal olan da budur zaten. Piyango kazananların pek çoğu, kısa sürede o parayı kaybederler. Zira o tarz bir finansal pozisyonu idare edecek konumda değillerdir. Hak etmedikleri konumlara gelenler ya da getirilenler, kısa sürede kararsızlık belirtisi gösterirler ve çökerler. Her şeyin bir zamanı vardır ve o zaman kısaltılabilse de, yine sürecektir. Sandığımızdan daha uzun sürer, aynı zamanda sandığımızdan da daha kısadır gelişi. Hayat, oyunlar arasındaki en eğlenceli olanıdır ve oynamaya değer olan tek oyundur.
Lord Bifrons'a dönecek olursak, şundan da bahsetmem gerekiyor, Spiritüel Satanizm'i bulmadan önce büyük zihinsel dengesizliklerle boğuşuyordum ve kendimi gökkuşağı rengindeki bir tünelden boşluğa düşer gibi hayal ederdim. Bu Lord Bifrons'un temsil ettiği konseptlerle ve mitolojideki görünümüyle bağlantılıdır. Ancak bu hayalimdeki problem şuydu, o tünelden düşmemeliydim! Aksine, o tünele daha da hızlı bir şekilde kendi isteğimle ben girmeliydim. Hayattaki değişimler; her ne kadar plansız, tesadüfi, talihsizce veya rastgele gelişmiş gözükürse gözüksün, aslında hepsinin bir amacı vardır ve hepsi bizim kim olduğumuz, ne olduğumuz ve bunun ötesindeki her türlü şeyle bağlantılıdır. Bu değişimler, dalgaların küçük bir tekneyi alabora etmesi şeklinde değil ancak engin okyanusun, göğün altındaki görkemli ve gururlu gemileri hedeflerine ulaştırmaları gibi, mucizevi ve kutsal bir şekilde görülmelidir. Aksi taktirde hayat bizim için acı verici ve sefalet içerisinde sürer gider, ta ki biz buna katlanamayıp ZORLA değişene dek. Değişimler daima zorla olmaz ve pek çok zaman, işler gerçekten acı verici olmadan önce değişimin gerektiğine dair pek çok şey kendini gösterir. Yine de seçim kişiye kalmıştır.
Şeytan'ı bulmak, bir açıdan "Eureka!"lık bir durumdur, aynı kullanıcı adınızda yazdığı gibi ve onu bir kez buldunuz mu, hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Spiritüel Satanizm'i diğer sözde "dinlerden" veya "oluşumlardan" ayıran şey, Tanrılarla olan deneyimlerin GERÇEK ve herkes tarafından DENEYİMLENEBİLİR olmasıdır. Ortada bir aracı, iki dudağının arasından çıkacak söze bakılan bir kanaat önderi YOKTUR. Hatta Tanrılar pek çok zaman, kişiyi buraya yönlendirmek için işaretler verirler ve kişi henüz Spiritüel Zevist olmadan önce dahi o kişiyi korurlar. Yani ortada "İnanamıyorum adam X Tanrıyla deneyim yaşamış, bu adam kesin çok gelişmiş." veya "İnanamıyorum adamın koruyucusu X Tanrı imiş, kesin gizli görevde." gibi bir durum yoktur.
Ruhani gelişmişlik elbette deneyimlerin seviyesi ve derinliği için vazgeçilmezdir ancak meditasyon yapmamasına rağmen yine deneyimler yaşayan insanlar vardır. Ruhani gelişmişlik bu işin bir boyutudur ve diğer boyutu da zihindir. Sabahtan akşama kadar meditasyon yapabilirsiniz ama o kafa çalışmıyorsa o zaman o meditasyonların da anlamsız olacağını söylesek pek abartı kaçmış olmaz. Ayrıca doğuştan ruhani açıklık veya aşırı hızlı bir ruhani gelişim de gıpta edilecek şeyler değildir zira azınlıkta bu avantajları iyi değerlendirebilen insanlar olsa da, pek çoğu kafayı yiyecek duruma gelmişler ya da başka kötü şeyler yaşamışlardır. Yani denge, denge ve denge.
Tanrıların yardımı daima üzerimizdedir ve kimi zaman da işleri halletmemiz, böylece öğrenmemiz, sonucunda da güçlenip, büyümemiz için yardımlarını "azaltırlar". Böylece hem çok tehlikeli durumlardan korunuruz hem de bizi bağımlı bırakmayarak güçlenmemizi sağlarlar. Esasen, onlar varoluştaki en iyi ebeveynlerdir. Bizi en iyisine yönlendirirler, tabii bu daima hoşumuza gidecek türde olmaz ve olması gerektiğini de kimse söylememiştir.
Gerçekten burası bir mucize, bu bir mucize ve Şeytan bir mucize. Tanrılar bir mucize, görüyorum.
Her gün gökyüzüne bakıyorum ve huşuyla doluyorum.
Zira o göklerin sahibini biliyorum...