Çok gereksiz şeylere çok çabuk sinirlenip kendime zarar verip rahatlamaya çalışıyorum. Yani sinirlendigim şeyler çok saçma ve yersiz oluyor ama dünyanın sonu gelmiş gibi hissediyorum bir şey kafamdaki gibi olmadigi anda. Çok sabırsız ve kaygılı biriyim bir şeyi yapmayi planlarken bile aklımda bir sürü sorun, sürecin ne kadar zor olacagi canlanıyor düşünürken bile cok gerilip en sonunda hiçbir şey yapmamaya karar veriyorum. Ama en çok garipsedigim kısım ne zaman meditasyon yapmaya tekrar baslasam bu hissin ve gereksiz ofkenin meditasyon yapmadigim zamanlara göre artması. Yani belkide bastırdigim duygularim meditasyon yaptıkça aciga çıkıyordur bilmiyorum 🫤 Ama bu hayatımı çok etkileyen bir hal almaya başladı ne yapabilirim artık böyle hissetmekten cok yoruldum

Kendine zarar vermek
Dolunay1 min to read
Lezarle sildiriyorlar artık. Öyle bir şeye girişmek istemezse ten rengine uygun bir kapatıcıyla da halledebilir. Dövme olarak şeklini değiştirenler de varmış internette arattım.
valla kapatıcı falan olmuyor ya kabarık kocaman geçmiyor. aşırı derin.
0
Lezarle sildiriyorlar artık. Öyle bir şeye girişmek istemezse ten rengine uygun bir kapatıcıyla da halledebilir. Dövme olarak şeklini değiştirenler de varmış internette arattım.
valla kapatıcı falan olmuyor ya kabarık kocaman geçmiyor. aşırı derin.
Çok canınız sıkılıyorsa alın elinize kazma kürek çalışın tarlada,beden yorulunca ruh dinlenir, kendinize zarar vermeyin taş taşıyın o spor salonundaki aletler hikaye, dışarıda olacaksın kazma kürek ne dert kalır nede tasa
Evet haklısınız. ama spor salonu da faydalı şimdi inkar etmemek lazım.
0
Çok canınız sıkılıyorsa alın elinize kazma kürek çalışın tarlada,beden yorulunca ruh dinlenir, kendinize zarar vermeyin taş taşıyın o spor salonundaki aletler hikaye, dışarıda olacaksın kazma kürek ne dert kalır nede tasa
Evet haklısınız. ama spor salonu da faydalı şimdi inkar etmemek lazım.
valla kapatıcı falan olmuyor ya kabarık kocaman geçmiyor. aşırı derin.
Neydi derdinde kestin kendini gardaş öyle, dünyanın sazından hepimiz kurtulacaz bir gün, aha geldik gidiyoruz, ne dedi orhan baba doğduk isteyerekmi ölürsek bileceksin gideriz ağır ağır hedefi görerekmi ?
0
valla kapatıcı falan olmuyor ya kabarık kocaman geçmiyor. aşırı derin.
Neydi derdinde kestin kendini gardaş öyle, dünyanın sazından hepimiz kurtulacaz bir gün, aha geldik gidiyoruz, ne dedi orhan baba doğduk isteyerekmi ölürsek bileceksin gideriz ağır ağır hedefi görerekmi ?
Dediklerinize katılıyorum. Yazarken bahsetmek istediğim sey meditasyonlari suçlamak değildi zaten bir yılı aşkın süredir meditasyonlar olsun veya olmasın kendimi jiletlemedim. Öyle anlarda kalkıp şınav çekmeyi düşünebilmek mümkün olmuyor. Uzun zamandır daha iyiyim aslında sadece böyle bir sürecin tekrar başına giriyor gibi hissettim. Kendime zarar vermeyebilirim 1,5 yıl kadar yapmadığım bir şey sonuçta ama neden aklıma ilk bu geliyor ve düşüncesi beni rahatlatıyor çözmek istiyorum.
Yaşadığınız şeyler için gerçekten üzüldüm ama güçlü birisine benziyorsunuz eminim hayatınız daha güzel yollarda devam edecektir.
Biliyorum biliyorum, 1 yıldır kendinize zarar vermemeniz çok güzel bir şey. Bakın kendimi hiç jiletlememiş olsam da o durumu anlayabiliyorum, biliyorum, ben de kendimi paramparça etmek istediğim zamanlardan geçtim ama az biraz sakinleşip o durum üstüne düşünme imkanı buldum; bunu çok kez tekrarlayınca da bir alışkanlık oldu. Mesela ben kendimi jiletlemedim diyorum ama jiletledim, yine de sizin gibi cıvkını çıkararak yapmadım bunun; daha ziyade durumun analizini ve neyin ne olduğunu incelemek için parmağıma yahut vücudumun görünmeyen yerlerine ufak tefek kesikler attım ve bu hissiyat üzerine düşündüm.
Self-Harm denilen şey gayet Mars enerjisinin ters tepmesiyle ilgili bir durum. Hem Kök Çakra hem de Sakral Çakra ile bağlantılı. O acı çekem durumunda vücudunuza kesik atınca Mars tarafından yönetilmiş bir eylem gerçekleştirmiş oluyorsunuz ve yine Mars tarafından yönetilen Sakral Çakra ile ilgili bir şey yapmış oluyorsunuz; çünkü duygusal acı durumunda fiziksel acı çekince insan zevk alıyor! Toplumda self-harm'a sapıklık dendiğini duymuşsunuzdur, biraz eksik ama doğru da denebilir; yine de self-harm sırasında dopamin salgılayıp rahatladığınızı reddedemezsiniz.
Bakın, bugün ben de çıkmazda hissettim; ayrıca çok acı verici bir hisse saplandım. Çıkmazda hissetmek hiç Mars'a yönelik bir davranış değildir keza Mars bir duvara toslarsa anında toparlanıp diğer duvarı delmek için oraya yönelir. Mesela ben de self-harm yapıp kendi içime çökebilirdim adeta fakat gidip çok beklenmedik ve aslına bakarsanız büyük bir davranış sergileyerek o acı durumunu anında rahatlamaya çevirdim. Mesela örnek veriyorum, Lise sınavı sizi streslendiriyor ve kendinizi deşmek istiyorsunuz; bir anda zank diye küs olduğunuz bir arkadaşınıza barış mesajı atarak Mars enerjisini yönlendirebilirsiniz.
Bu arada Mars enerjisini yönlendirmenin en iyi yolu savaşmaktır. Self-Harm bile bir tür kendi kendine savaş durumudur, duygusallık gibi dişil bir olgunun artması neticesinde ruh kendini dengelemek isteyerek self-harm gibi eril bir eyleme başvurabilir. Fakat self-harm iğrenç bir şey, günümüzde elimize kılıç alıp savaşmak da mümkün değil; o zaman kendi hayatınız için savaşmaktan başka çareniz yok. Ne bileyim, sınavlarda herkesi geçin; sonra spor falan yapın, güzel ve ani kararlar verip kafanızı meşgul edin; ne bileyim, neden yarın Latince öğrenmeye başlamıyorsunuz ki? Alın size Mars enerjisini yönlendirmek için güzel yöntemler. Üstelik bunları yapınca başarısız olsanız dahi kolunuz tırtıklı patatese benzemeyecek ve iyi kötü ruhaniyette de gelişmiş olacaksınız.
Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim, dilerim Tanrıların izniyle siz de güzel yollara girersiniz.
0
DNA Testleri Hakkında | Yahudilerin Güç Gösterisi: Stanley Kubrick'in Ölümü | Şeytanın Mührünün Açıklaması | Jeomansi ve Toprak Falı Bakmak | İmparator Tarot Kartı ve Mistisizmi | Astarte'den Tarot Açılımı | Simya, Ruhun Karanlık Gecesi ve Nigredo | Tarot Meditasyonları | Tengri Sembolünün Açıklaması | İlahi Dişiliğin Çift Yönü | Satürn Mührü ve Lord Apollo'nun Mistisizmi

Dediklerinize katılıyorum. Yazarken bahsetmek istediğim sey meditasyonlari suçlamak değildi zaten bir yılı aşkın süredir meditasyonlar olsun veya olmasın kendimi jiletlemedim. Öyle anlarda kalkıp şınav çekmeyi düşünebilmek mümkün olmuyor. Uzun zamandır daha iyiyim aslında sadece böyle bir sürecin tekrar başına giriyor gibi hissettim. Kendime zarar vermeyebilirim 1,5 yıl kadar yapmadığım bir şey sonuçta ama neden aklıma ilk bu geliyor ve düşüncesi beni rahatlatıyor çözmek istiyorum.
Yaşadığınız şeyler için gerçekten üzüldüm ama güçlü birisine benziyorsunuz eminim hayatınız daha güzel yollarda devam edecektir.
Biliyorum biliyorum, 1 yıldır kendinize zarar vermemeniz çok güzel bir şey. Bakın kendimi hiç jiletlememiş olsam da o durumu anlayabiliyorum, biliyorum, ben de kendimi paramparça etmek istediğim zamanlardan geçtim ama az biraz sakinleşip o durum üstüne düşünme imkanı buldum; bunu çok kez tekrarlayınca da bir alışkanlık oldu. Mesela ben kendimi jiletlemedim diyorum ama jiletledim, yine de sizin gibi cıvkını çıkararak yapmadım bunun; daha ziyade durumun analizini ve neyin ne olduğunu incelemek için parmağıma yahut vücudumun görünmeyen yerlerine ufak tefek kesikler attım ve bu hissiyat üzerine düşündüm.
Self-Harm denilen şey gayet Mars enerjisinin ters tepmesiyle ilgili bir durum. Hem Kök Çakra hem de Sakral Çakra ile bağlantılı. O acı çekem durumunda vücudunuza kesik atınca Mars tarafından yönetilmiş bir eylem gerçekleştirmiş oluyorsunuz ve yine Mars tarafından yönetilen Sakral Çakra ile ilgili bir şey yapmış oluyorsunuz; çünkü duygusal acı durumunda fiziksel acı çekince insan zevk alıyor! Toplumda self-harm'a sapıklık dendiğini duymuşsunuzdur, biraz eksik ama doğru da denebilir; yine de self-harm sırasında dopamin salgılayıp rahatladığınızı reddedemezsiniz.
Bakın, bugün ben de çıkmazda hissettim; ayrıca çok acı verici bir hisse saplandım. Çıkmazda hissetmek hiç Mars'a yönelik bir davranış değildir keza Mars bir duvara toslarsa anında toparlanıp diğer duvarı delmek için oraya yönelir. Mesela ben de self-harm yapıp kendi içime çökebilirdim adeta fakat gidip çok beklenmedik ve aslına bakarsanız büyük bir davranış sergileyerek o acı durumunu anında rahatlamaya çevirdim. Mesela örnek veriyorum, Lise sınavı sizi streslendiriyor ve kendinizi deşmek istiyorsunuz; bir anda zank diye küs olduğunuz bir arkadaşınıza barış mesajı atarak Mars enerjisini yönlendirebilirsiniz.
Bu arada Mars enerjisini yönlendirmenin en iyi yolu savaşmaktır. Self-Harm bile bir tür kendi kendine savaş durumudur, duygusallık gibi dişil bir olgunun artması neticesinde ruh kendini dengelemek isteyerek self-harm gibi eril bir eyleme başvurabilir. Fakat self-harm iğrenç bir şey, günümüzde elimize kılıç alıp savaşmak da mümkün değil; o zaman kendi hayatınız için savaşmaktan başka çareniz yok. Ne bileyim, sınavlarda herkesi geçin; sonra spor falan yapın, güzel ve ani kararlar verip kafanızı meşgul edin; ne bileyim, neden yarın Latince öğrenmeye başlamıyorsunuz ki? Alın size Mars enerjisini yönlendirmek için güzel yöntemler. Üstelik bunları yapınca başarısız olsanız dahi kolunuz tırtıklı patatese benzemeyecek ve iyi kötü ruhaniyette de gelişmiş olacaksınız.
Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim, dilerim Tanrıların izniyle siz de güzel yollara girersiniz.
Vücudunda iz kalır ne yapıyorsun? Jiletle mi yapıyorsun? Ben başlıktan self-sabotage tarzı bişe anlamıştım...Kendine bunu yapmak için fazla değerlisin.
Benim de benzer davranışlarım vardı tabi motivasyonlarım karışıktı bunları yaparken. Cidden delilik. ''Bunu yapmak için fazla güzelim'' aklına böyle bir şey gelirse kendine bunu hatırlat. Sadece bedenim değil,ruhum, bilgilerim ve erdemlerim...Kendin hakkında böyle iyi konuşmak egoizm olmamalı, Çok new age gelebilir ama sözler gerçekten gerçekliğine açılan bir kapı. Yani mesela dün akşam makarna yedim, tam da beni korkutan cinste bir şeydi. Ama onu çıkarmak ve o acıyı çekmek için fazla güzelim. Kendime makarnayı çok görmek için de fazla güzelim.
Sen de öyle düşün,öyle söyle. Ruhaniyette ilerliyorsun, kendi hayatını inşa ediyorsun. Enerjini başkalarından alıp kendine koy. Kendini kesmeye değil onu faydalı işlere yöneltmeye çalış. Mars mantrası ve serbest çalışmalar kullanabilirsin. Olumalama olarak da ''Potansiyelimi ve Mars enerjimi kendi yararıma kullanıyorum.'' diyebilirsin. Jüpiter karesi yapıp ''Bana hizmet etmeyen düşünce ve davranışlarımdan kalıcı olarak arınıyor, Tanrıların ışığına bağlanıyorum'' diyebilirsin.
Çok teşekkür ederim bunu okumak beni cidden çok mutlu hissettirdi 😭💓 Bakış açınız çok tatlı bende böyle düşünmek için çabalıyacağım
0
Vücudunda iz kalır ne yapıyorsun? Jiletle mi yapıyorsun? Ben başlıktan self-sabotage tarzı bişe anlamıştım...Kendine bunu yapmak için fazla değerlisin.
Benim de benzer davranışlarım vardı tabi motivasyonlarım karışıktı bunları yaparken. Cidden delilik. ''Bunu yapmak için fazla güzelim'' aklına böyle bir şey gelirse kendine bunu hatırlat. Sadece bedenim değil,ruhum, bilgilerim ve erdemlerim...Kendin hakkında böyle iyi konuşmak egoizm olmamalı, Çok new age gelebilir ama sözler gerçekten gerçekliğine açılan bir kapı. Yani mesela dün akşam makarna yedim, tam da beni korkutan cinste bir şeydi. Ama onu çıkarmak ve o acıyı çekmek için fazla güzelim. Kendime makarnayı çok görmek için de fazla güzelim.
Sen de öyle düşün,öyle söyle. Ruhaniyette ilerliyorsun, kendi hayatını inşa ediyorsun. Enerjini başkalarından alıp kendine koy. Kendini kesmeye değil onu faydalı işlere yöneltmeye çalış. Mars mantrası ve serbest çalışmalar kullanabilirsin. Olumalama olarak da ''Potansiyelimi ve Mars enerjimi kendi yararıma kullanıyorum.'' diyebilirsin. Jüpiter karesi yapıp ''Bana hizmet etmeyen düşünce ve davranışlarımdan kalıcı olarak arınıyor, Tanrıların ışığına bağlanıyorum'' diyebilirsin.
Çok teşekkür ederim bunu okumak beni cidden çok mutlu hissettirdi 😭💓 Bakış açınız çok tatlı bende böyle düşünmek için çabalıyacağım
Biliyorum biliyorum, 1 yıldır kendinize zarar vermemeniz çok güzel bir şey. Bakın kendimi hiç jiletlememiş olsam da o durumu anlayabiliyorum, biliyorum, ben de kendimi paramparça etmek istediğim zamanlardan geçtim ama az biraz sakinleşip o durum üstüne düşünme imkanı buldum; bunu çok kez tekrarlayınca da bir alışkanlık oldu. Mesela ben kendimi jiletlemedim diyorum ama jiletledim, yine de sizin gibi cıvkını çıkararak yapmadım bunun; daha ziyade durumun analizini ve neyin ne olduğunu incelemek için parmağıma yahut vücudumun görünmeyen yerlerine ufak tefek kesikler attım ve bu hissiyat üzerine düşündüm.
Self-Harm denilen şey gayet Mars enerjisinin ters tepmesiyle ilgili bir durum. Hem Kök Çakra hem de Sakral Çakra ile bağlantılı. O acı çekem durumunda vücudunuza kesik atınca Mars tarafından yönetilmiş bir eylem gerçekleştirmiş oluyorsunuz ve yine Mars tarafından yönetilen Sakral Çakra ile ilgili bir şey yapmış oluyorsunuz; çünkü duygusal acı durumunda fiziksel acı çekince insan zevk alıyor! Toplumda self-harm'a sapıklık dendiğini duymuşsunuzdur, biraz eksik ama doğru da denebilir; yine de self-harm sırasında dopamin salgılayıp rahatladığınızı reddedemezsiniz.
Bakın, bugün ben de çıkmazda hissettim; ayrıca çok acı verici bir hisse saplandım. Çıkmazda hissetmek hiç Mars'a yönelik bir davranış değildir keza Mars bir duvara toslarsa anında toparlanıp diğer duvarı delmek için oraya yönelir. Mesela ben de self-harm yapıp kendi içime çökebilirdim adeta fakat gidip çok beklenmedik ve aslına bakarsanız büyük bir davranış sergileyerek o acı durumunu anında rahatlamaya çevirdim. Mesela örnek veriyorum, Lise sınavı sizi streslendiriyor ve kendinizi deşmek istiyorsunuz; bir anda zank diye küs olduğunuz bir arkadaşınıza barış mesajı atarak Mars enerjisini yönlendirebilirsiniz.
Teşekkür ederim bakış açınız çok güzel 🫶🏻
0
Biliyorum biliyorum, 1 yıldır kendinize zarar vermemeniz çok güzel bir şey. Bakın kendimi hiç jiletlememiş olsam da o durumu anlayabiliyorum, biliyorum, ben de kendimi paramparça etmek istediğim zamanlardan geçtim ama az biraz sakinleşip o durum üstüne düşünme imkanı buldum; bunu çok kez tekrarlayınca da bir alışkanlık oldu. Mesela ben kendimi jiletlemedim diyorum ama jiletledim, yine de sizin gibi cıvkını çıkararak yapmadım bunun; daha ziyade durumun analizini ve neyin ne olduğunu incelemek için parmağıma yahut vücudumun görünmeyen yerlerine ufak tefek kesikler attım ve bu hissiyat üzerine düşündüm.
Self-Harm denilen şey gayet Mars enerjisinin ters tepmesiyle ilgili bir durum. Hem Kök Çakra hem de Sakral Çakra ile bağlantılı. O acı çekem durumunda vücudunuza kesik atınca Mars tarafından yönetilmiş bir eylem gerçekleştirmiş oluyorsunuz ve yine Mars tarafından yönetilen Sakral Çakra ile ilgili bir şey yapmış oluyorsunuz; çünkü duygusal acı durumunda fiziksel acı çekince insan zevk alıyor! Toplumda self-harm'a sapıklık dendiğini duymuşsunuzdur, biraz eksik ama doğru da denebilir; yine de self-harm sırasında dopamin salgılayıp rahatladığınızı reddedemezsiniz.
Bakın, bugün ben de çıkmazda hissettim; ayrıca çok acı verici bir hisse saplandım. Çıkmazda hissetmek hiç Mars'a yönelik bir davranış değildir keza Mars bir duvara toslarsa anında toparlanıp diğer duvarı delmek için oraya yönelir. Mesela ben de self-harm yapıp kendi içime çökebilirdim adeta fakat gidip çok beklenmedik ve aslına bakarsanız büyük bir davranış sergileyerek o acı durumunu anında rahatlamaya çevirdim. Mesela örnek veriyorum, Lise sınavı sizi streslendiriyor ve kendinizi deşmek istiyorsunuz; bir anda zank diye küs olduğunuz bir arkadaşınıza barış mesajı atarak Mars enerjisini yönlendirebilirsiniz.
Teşekkür ederim bakış açınız çok güzel 🫶🏻
Ben hiç öyle çıkmazlara girmedim, herkesde böyle şeyler yaşamak zorunda değil, şu hayatı siz fazla ciddiye alıyorsunuz, arkadaşlar hayatı ciddiye almayın, bu hayatın duyguları yok duygusuz, duygu sizde var hayatı anlamlandıran sizsiniz hayatın kendisi anlamsız, onun için niye böyle niye şöyle oldu diye kendinizi kesmeyin, insanda bütün tabuları yıkacak feraset vardır, kimse kimseye özenmesin o kolunu kesiyor bende keseyim, bu bir gelenektir ona bakarsanız bunun asıl babası isaya bakın çarmıhta onun gibi kendini kesen varmı ? birde aşuraya bakın kerbalaya kendilerini nasıl zincirliyorlar, nasıl kafalarına bıçakla vuruyorlar, bu özentilerin arkasında yahudilerin olduğunu unutmayın, kendini jlletlemek faça bedene acı vermek, çarmihtaki ucubeye bakın aynı kerbala yaslarına bakın aynı, Tanrı/çalarda böyle birşey yok pusulayı şaşırmayın Kayre ZEUS !
Bir çocuk sıcak tavaya elini basmadan nasıl sıcak tavanın elini yakacağını öğrensin ki? Eğer çocuk sıcak tavaya elini basmazsa belki 30 yaşında bir adam olduğunda basıp dalga konusu haline gelecek. Çileciliğin ve kendine acı çektirerek ruhani gelişim kazanmaya çalışanları son nefesime kadar kınayacağım, o konuda size hak veriyorum fakat benim dediklerimin çok da o konuyla alakası yok. Bazı insanların böyle sorunları oluyor, yazdığım şeyler de onları bağlar.
Bu arada acı çekmenin doğru koşullarda gerçekleştiğinde genel olarak insan ruhunu terbiye edip geliştirdiğine dair inancım tam, güllük gülistanlık yat babam yat hayat yaşayıp Tanrılığa erişme imkanı yok zaten. Çektiği acının boyutu ne olursa olsun asaletini koruyabilen bir ruh ise yükselen bir ruhtur, ama bu acı fiziksel değil ruhsal ve duygusal olmalı diye düşünüyorum. Zeus Babamız da şiirinde "Ve ben ki başta ağlayanım" diyor.
Hayatı ciddiye almamak da doğru bir bakış açısı değil. Fazla hedonist ve çocuksu. Hayatı ciddiye almayacaksak gidip en aşırı maddi zevklerin peşinde koşup Andrapod haline gelebiliriz, gerçi kendine Zevist diyen kimse böyle bir yaşam sürmeyi kendine yediremeyecektir fakat siz anladınız.
0
DNA Testleri Hakkında | Yahudilerin Güç Gösterisi: Stanley Kubrick'in Ölümü | Şeytanın Mührünün Açıklaması | Jeomansi ve Toprak Falı Bakmak | İmparator Tarot Kartı ve Mistisizmi | Astarte'den Tarot Açılımı | Simya, Ruhun Karanlık Gecesi ve Nigredo | Tarot Meditasyonları | Tengri Sembolünün Açıklaması | İlahi Dişiliğin Çift Yönü | Satürn Mührü ve Lord Apollo'nun Mistisizmi

Ben hiç öyle çıkmazlara girmedim, herkesde böyle şeyler yaşamak zorunda değil, şu hayatı siz fazla ciddiye alıyorsunuz, arkadaşlar hayatı ciddiye almayın, bu hayatın duyguları yok duygusuz, duygu sizde var hayatı anlamlandıran sizsiniz hayatın kendisi anlamsız, onun için niye böyle niye şöyle oldu diye kendinizi kesmeyin, insanda bütün tabuları yıkacak feraset vardır, kimse kimseye özenmesin o kolunu kesiyor bende keseyim, bu bir gelenektir ona bakarsanız bunun asıl babası isaya bakın çarmıhta onun gibi kendini kesen varmı ? birde aşuraya bakın kerbalaya kendilerini nasıl zincirliyorlar, nasıl kafalarına bıçakla vuruyorlar, bu özentilerin arkasında yahudilerin olduğunu unutmayın, kendini jlletlemek faça bedene acı vermek, çarmihtaki ucubeye bakın aynı kerbala yaslarına bakın aynı, Tanrı/çalarda böyle birşey yok pusulayı şaşırmayın Kayre ZEUS !
Bir çocuk sıcak tavaya elini basmadan nasıl sıcak tavanın elini yakacağını öğrensin ki? Eğer çocuk sıcak tavaya elini basmazsa belki 30 yaşında bir adam olduğunda basıp dalga konusu haline gelecek. Çileciliğin ve kendine acı çektirerek ruhani gelişim kazanmaya çalışanları son nefesime kadar kınayacağım, o konuda size hak veriyorum fakat benim dediklerimin çok da o konuyla alakası yok. Bazı insanların böyle sorunları oluyor, yazdığım şeyler de onları bağlar.
Bu arada acı çekmenin doğru koşullarda gerçekleştiğinde genel olarak insan ruhunu terbiye edip geliştirdiğine dair inancım tam, güllük gülistanlık yat babam yat hayat yaşayıp Tanrılığa erişme imkanı yok zaten. Çektiği acının boyutu ne olursa olsun asaletini koruyabilen bir ruh ise yükselen bir ruhtur, ama bu acı fiziksel değil ruhsal ve duygusal olmalı diye düşünüyorum. Zeus Babamız da şiirinde "Ve ben ki başta ağlayanım" diyor.
Hayatı ciddiye almamak da doğru bir bakış açısı değil. Fazla hedonist ve çocuksu. Hayatı ciddiye almayacaksak gidip en aşırı maddi zevklerin peşinde koşup Andrapod haline gelebiliriz, gerçi kendine Zevist diyen kimse böyle bir yaşam sürmeyi kendine yediremeyecektir fakat siz anladınız.
Bir çocuk sıcak tavaya elini basmadan nasıl sıcak tavanın elini yakacağını öğrensin ki? Eğer çocuk sıcak tavaya elini basmazsa belki 30 yaşında bir adam olduğunda basıp dalga konusu haline gelecek. Çileciliğin ve kendine acı çektirerek ruhani gelişim kazanmaya çalışanları son nefesime kadar kınayacağım, o konuda size hak veriyorum fakat benim dediklerimin çok da o konuyla alakası yok. Bazı insanların böyle sorunları oluyor, yazdığım şeyler de onları bağlar.
Bu arada acı çekmenin doğru koşullarda gerçekleştiğinde genel olarak insan ruhunu terbiye edip geliştirdiğine dair inancım tam, güllük gülistanlık yat babam yat hayat yaşayıp Tanrılığa erişme imkanı yok zaten. Çektiği acının boyutu ne olursa olsun asaletini koruyabilen bir ruh ise yükselen bir ruhtur, ama bu acı fiziksel değil ruhsal ve duygusal olmalı diye düşünüyorum. Zeus Babamız da şiirinde "Ve ben ki başta ağlayanım" diyor.Hayatı ciddiye almamak da doğru bir bakış açısı değil. Fazla hedonist ve çocuksu. Hayatı ciddiye almayacaksak gidip en aşırı maddi zevklerin peşinde koşup Andrapod haline gelebiliriz, gerçi kendine Zevist diyen kimse böyle bir yaşam sürmeyi kendine yediremeyecektir fakat siz anladınız.
Hayatı ciddiye almayın derken orda hatam oldu, aslında şu anki sistemi ciddiye almayın diyecektim, bu sistem ve içindekiler, bende çok duygusal bir insanım ağlarım, neden ağlarım adaletsizliğe yanlış sisteme kul olmuş insanlara ağlarım isyan ederim, ama bu şerefsiz sistem için kendimi kesmem savunmaya geçerim, 11 adamla defans yaparım fırsatını bulunca kontra atağa geçerim, bu 11 insan kimdir, kadim insanlar bu memleketin bağrından çıkmış ozanlar, halk insanları hayatla savaşmış insanlar, köyde tarlada çalışmış insanlar, inşaat da alinteti döken insanlar, bunlar savaşçıdır, zor durumlarda eski tüfekler sahneye çıkar, işte bu tam defanstır kültürel yozlaşmaya karşı, atasözleri bu toprağın dili bu memleketin insanı, mayamız sağlam olacak köklerimiz sağlam olacak ki rüzgarlarda kasırgalarda devrilmeyelim, bedenimize zarar vermeyelim, bu bedene zarar vermenin ağababasi çarmıhta ve türevleri şialar, aşura façacilar ve diğer jiletcilerde bu yahudi geleneğine özeniyorlar, işte bizler kahrimen kahraman diyorsunuz ya o ne demektir biliyormusunuz, acıları göğüsleyen insanlara bizim köyde kahrimen derler kahrı çeken demektir, bizler hayatın zillesini yemiş kahrimen insanlarız, ama boyun eğmiş değiliz
0
Bir çocuk sıcak tavaya elini basmadan nasıl sıcak tavanın elini yakacağını öğrensin ki? Eğer çocuk sıcak tavaya elini basmazsa belki 30 yaşında bir adam olduğunda basıp dalga konusu haline gelecek. Çileciliğin ve kendine acı çektirerek ruhani gelişim kazanmaya çalışanları son nefesime kadar kınayacağım, o konuda size hak veriyorum fakat benim dediklerimin çok da o konuyla alakası yok. Bazı insanların böyle sorunları oluyor, yazdığım şeyler de onları bağlar.
Bu arada acı çekmenin doğru koşullarda gerçekleştiğinde genel olarak insan ruhunu terbiye edip geliştirdiğine dair inancım tam, güllük gülistanlık yat babam yat hayat yaşayıp Tanrılığa erişme imkanı yok zaten. Çektiği acının boyutu ne olursa olsun asaletini koruyabilen bir ruh ise yükselen bir ruhtur, ama bu acı fiziksel değil ruhsal ve duygusal olmalı diye düşünüyorum. Zeus Babamız da şiirinde "Ve ben ki başta ağlayanım" diyor.Hayatı ciddiye almamak da doğru bir bakış açısı değil. Fazla hedonist ve çocuksu. Hayatı ciddiye almayacaksak gidip en aşırı maddi zevklerin peşinde koşup Andrapod haline gelebiliriz, gerçi kendine Zevist diyen kimse böyle bir yaşam sürmeyi kendine yediremeyecektir fakat siz anladınız.
Hayatı ciddiye almayın derken orda hatam oldu, aslında şu anki sistemi ciddiye almayın diyecektim, bu sistem ve içindekiler, bende çok duygusal bir insanım ağlarım, neden ağlarım adaletsizliğe yanlış sisteme kul olmuş insanlara ağlarım isyan ederim, ama bu şerefsiz sistem için kendimi kesmem savunmaya geçerim, 11 adamla defans yaparım fırsatını bulunca kontra atağa geçerim, bu 11 insan kimdir, kadim insanlar bu memleketin bağrından çıkmış ozanlar, halk insanları hayatla savaşmış insanlar, köyde tarlada çalışmış insanlar, inşaat da alinteti döken insanlar, bunlar savaşçıdır, zor durumlarda eski tüfekler sahneye çıkar, işte bu tam defanstır kültürel yozlaşmaya karşı, atasözleri bu toprağın dili bu memleketin insanı, mayamız sağlam olacak köklerimiz sağlam olacak ki rüzgarlarda kasırgalarda devrilmeyelim, bedenimize zarar vermeyelim, bu bedene zarar vermenin ağababasi çarmıhta ve türevleri şialar, aşura façacilar ve diğer jiletcilerde bu yahudi geleneğine özeniyorlar, işte bizler kahrimen kahraman diyorsunuz ya o ne demektir biliyormusunuz, acıları göğüsleyen insanlara bizim köyde kahrimen derler kahrı çeken demektir, bizler hayatın zillesini yemiş kahrimen insanlarız, ama boyun eğmiş değiliz
Bir çocuk sıcak tavaya elini basmadan nasıl sıcak tavanın elini yakacağını öğrensin ki? Eğer çocuk sıcak tavaya elini basmazsa belki 30 yaşında bir adam olduğunda basıp dalga konusu haline gelecek. Çileciliğin ve kendine acı çektirerek ruhani gelişim kazanmaya çalışanları son nefesime kadar kınayacağım, o konuda size hak veriyorum fakat benim dediklerimin çok da o konuyla alakası yok. Bazı insanların böyle sorunları oluyor, yazdığım şeyler de onları bağlar.
Bu arada acı çekmenin doğru koşullarda gerçekleştiğinde genel olarak insan ruhunu terbiye edip geliştirdiğine dair inancım tam, güllük gülistanlık yat babam yat hayat yaşayıp Tanrılığa erişme imkanı yok zaten. Çektiği acının boyutu ne olursa olsun asaletini koruyabilen bir ruh ise yükselen bir ruhtur, ama bu acı fiziksel değil ruhsal ve duygusal olmalı diye düşünüyorum. Zeus Babamız da şiirinde "Ve ben ki başta ağlayanım" diyor.Hayatı ciddiye almamak da doğru bir bakış açısı değil. Fazla hedonist ve çocuksu. Hayatı ciddiye almayacaksak gidip en aşırı maddi zevklerin peşinde koşup Andrapod haline gelebiliriz, gerçi kendine Zevist diyen kimse böyle bir yaşam sürmeyi kendine yediremeyecektir fakat siz anladınız.
Hayır karıştırıyorsunuz. Acı çekmek bizi büyütmez çünkü acı ömür boyu çekilebilir önemli olan acıdan Kurtulmak. Kaçmak değil kurtulmak. Acı bize elbette çok şey öğretir ama bu öğretiği bilgiler yanlızca kurtulmaya çalışma amacı ve çabası olmaz acı bize aynı dersi ve bilgiyi verir. Önemli olan Şey ilerlemek ve çabalamaktır. Hemen hemen başımıza gelen her olay karmik veya doğal ya da bizim kendi hatamızdır belirli dersler çıkartırız ama bunlarız üstesinden gelmediğimiz sürece aynı yerde kalırız.
Hedonistik çok ayıp birşey değildir. Sanılanın aksine kişinin daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olması için kampçılayan ve ufku açan ve aynı zamanda kendisini bu hayatı cennete çevirebilen bir şeydir. Düşmanın görüşüne göre bu oburluk ve aç gözlülük günahlarının dışa vurumudur ve onlara bu köreltilmelidir. Bana göre ise fazlasıyla olumlu ve doğrudur.
0
ABRAXAS AENAOS 🌙☀️
PHOSFOROS HECATE 🌒🌕🌘
Bir çocuk sıcak tavaya elini basmadan nasıl sıcak tavanın elini yakacağını öğrensin ki? Eğer çocuk sıcak tavaya elini basmazsa belki 30 yaşında bir adam olduğunda basıp dalga konusu haline gelecek. Çileciliğin ve kendine acı çektirerek ruhani gelişim kazanmaya çalışanları son nefesime kadar kınayacağım, o konuda size hak veriyorum fakat benim dediklerimin çok da o konuyla alakası yok. Bazı insanların böyle sorunları oluyor, yazdığım şeyler de onları bağlar.
Bu arada acı çekmenin doğru koşullarda gerçekleştiğinde genel olarak insan ruhunu terbiye edip geliştirdiğine dair inancım tam, güllük gülistanlık yat babam yat hayat yaşayıp Tanrılığa erişme imkanı yok zaten. Çektiği acının boyutu ne olursa olsun asaletini koruyabilen bir ruh ise yükselen bir ruhtur, ama bu acı fiziksel değil ruhsal ve duygusal olmalı diye düşünüyorum. Zeus Babamız da şiirinde "Ve ben ki başta ağlayanım" diyor.Hayatı ciddiye almamak da doğru bir bakış açısı değil. Fazla hedonist ve çocuksu. Hayatı ciddiye almayacaksak gidip en aşırı maddi zevklerin peşinde koşup Andrapod haline gelebiliriz, gerçi kendine Zevist diyen kimse böyle bir yaşam sürmeyi kendine yediremeyecektir fakat siz anladınız.
Hayır karıştırıyorsunuz. Acı çekmek bizi büyütmez çünkü acı ömür boyu çekilebilir önemli olan acıdan Kurtulmak. Kaçmak değil kurtulmak. Acı bize elbette çok şey öğretir ama bu öğretiği bilgiler yanlızca kurtulmaya çalışma amacı ve çabası olmaz acı bize aynı dersi ve bilgiyi verir. Önemli olan Şey ilerlemek ve çabalamaktır. Hemen hemen başımıza gelen her olay karmik veya doğal ya da bizim kendi hatamızdır belirli dersler çıkartırız ama bunlarız üstesinden gelmediğimiz sürece aynı yerde kalırız.
Hedonistik çok ayıp birşey değildir. Sanılanın aksine kişinin daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olması için kampçılayan ve ufku açan ve aynı zamanda kendisini bu hayatı cennete çevirebilen bir şeydir. Düşmanın görüşüne göre bu oburluk ve aç gözlülük günahlarının dışa vurumudur ve onlara bu köreltilmelidir. Bana göre ise fazlasıyla olumlu ve doğrudur.
Hayır karıştırıyorsunuz. Acı çekmek bizi büyütmez çünkü acı ömür boyu çekilebilir önemli olan acıdan Kurtulmak. Kaçmak değil kurtulmak. Acı bize elbette çok şey öğretir ama bu öğretiği bilgiler yanlızca kurtulmaya çalışma amacı ve çabası olmaz acı bize aynı dersi ve bilgiyi verir. Önemli olan Şey ilerlemek ve çabalamaktır. Hemen hemen başımıza gelen her olay karmik veya doğal ya da bizim kendi hatamızdır belirli dersler çıkartırız ama bunlarız üstesinden gelmediğimiz sürece aynı yerde kalırız.
Hedonistik çok ayıp birşey değildir. Sanılanın aksine kişinin daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olması için kampçılayan ve ufku açan ve aynı zamanda kendisini bu hayatı cennete çevirebilen bir şeydir. Düşmanın görüşüne göre bu oburluk ve aç gözlülük günahlarının dışa vurumudur ve onlara bu köreltilmelidir. Bana göre ise fazlasıyla olumlu ve doğrudur.
Buna hak veriyorum, aslında basitçe "eşeğe ne kadar vurursanız vurun eşek eşektir" sözüyle bunu açıklayabiliriz. Acı dediğiniz gibi çok şey öğretir, bizi acı değil öğrenme büyütür fakat herkes acı çekerek öğrenemez. Bu kişilik meselesi diyebilirim, bazı insanlar "Acı çekiyorum da hayat böyle, ne yapayım; katlanacağız" diyor. Burada size hak veriyorum işte, o bazı insanlar gibi dersek acıdan kaçmış oluruz; ders çıkarmak ve üstesinden gelmek de bizi kurtarır.
Bence Hedonizm'i farklı seviyelerde ele almalıyız. Kendini tamamen zevkten mahrum bırakan biri de, kendini tamamen zevke veren biri de eşit derecede değersizdir. Ben biraz uç örnek vererek zevk için kendi vücut uzuvlarını kesen, paslı çivilerin üstünde seks yapan manyak varlıklardan bahsettim; fakat doğru kıvamda hedonistlik güzeldir ki bence hepimizde olmalıdır. Mesela ben her Zevistin kendi ayakları üstünde durup mermer heykel gibi parlamasını isterim ama eğer kişide kibir, açgözlülük, hırs, bencillik ve bunun gibi şeyler yoksa dediğim gibi 'parlak' görünüme de kavuşamaz. Mesela ben 10.000+ kitap okumuş olayım, bunu kendi içime atsam ne yazar ki? Bir şekilde dışarı yansıtıp göstermem lazım, bu da kibir ve bencillik gerektirir. O yüzden haklısınız.
0
DNA Testleri Hakkında | Yahudilerin Güç Gösterisi: Stanley Kubrick'in Ölümü | Şeytanın Mührünün Açıklaması | Jeomansi ve Toprak Falı Bakmak | İmparator Tarot Kartı ve Mistisizmi | Astarte'den Tarot Açılımı | Simya, Ruhun Karanlık Gecesi ve Nigredo | Tarot Meditasyonları | Tengri Sembolünün Açıklaması | İlahi Dişiliğin Çift Yönü | Satürn Mührü ve Lord Apollo'nun Mistisizmi

Hayır karıştırıyorsunuz. Acı çekmek bizi büyütmez çünkü acı ömür boyu çekilebilir önemli olan acıdan Kurtulmak. Kaçmak değil kurtulmak. Acı bize elbette çok şey öğretir ama bu öğretiği bilgiler yanlızca kurtulmaya çalışma amacı ve çabası olmaz acı bize aynı dersi ve bilgiyi verir. Önemli olan Şey ilerlemek ve çabalamaktır. Hemen hemen başımıza gelen her olay karmik veya doğal ya da bizim kendi hatamızdır belirli dersler çıkartırız ama bunlarız üstesinden gelmediğimiz sürece aynı yerde kalırız.
Hedonistik çok ayıp birşey değildir. Sanılanın aksine kişinin daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olması için kampçılayan ve ufku açan ve aynı zamanda kendisini bu hayatı cennete çevirebilen bir şeydir. Düşmanın görüşüne göre bu oburluk ve aç gözlülük günahlarının dışa vurumudur ve onlara bu köreltilmelidir. Bana göre ise fazlasıyla olumlu ve doğrudur.
Buna hak veriyorum, aslında basitçe "eşeğe ne kadar vurursanız vurun eşek eşektir" sözüyle bunu açıklayabiliriz. Acı dediğiniz gibi çok şey öğretir, bizi acı değil öğrenme büyütür fakat herkes acı çekerek öğrenemez. Bu kişilik meselesi diyebilirim, bazı insanlar "Acı çekiyorum da hayat böyle, ne yapayım; katlanacağız" diyor. Burada size hak veriyorum işte, o bazı insanlar gibi dersek acıdan kaçmış oluruz; ders çıkarmak ve üstesinden gelmek de bizi kurtarır.
Bence Hedonizm'i farklı seviyelerde ele almalıyız. Kendini tamamen zevkten mahrum bırakan biri de, kendini tamamen zevke veren biri de eşit derecede değersizdir. Ben biraz uç örnek vererek zevk için kendi vücut uzuvlarını kesen, paslı çivilerin üstünde seks yapan manyak varlıklardan bahsettim; fakat doğru kıvamda hedonistlik güzeldir ki bence hepimizde olmalıdır. Mesela ben her Zevistin kendi ayakları üstünde durup mermer heykel gibi parlamasını isterim ama eğer kişide kibir, açgözlülük, hırs, bencillik ve bunun gibi şeyler yoksa dediğim gibi 'parlak' görünüme de kavuşamaz. Mesela ben 10.000+ kitap okumuş olayım, bunu kendi içime atsam ne yazar ki? Bir şekilde dışarı yansıtıp göstermem lazım, bu da kibir ve bencillik gerektirir. O yüzden haklısınız.
Hemen hemen başımıza gelen her olay karmik veya doğal ya da bizim kendi hatamızdır belirli dersler çıkartırız ama bunlarız üstesinden gelmediğimiz sürece aynı yerde kalırız.
Aslında çok iyi bir haritanız da olsa bazen sadece yıldızların güncel pozisyonu kötüdür. Buna çok şahit oldum. Her olay karmik deiğildir. Karimk olduğunu anlamak için çok üst düzey bir ruhani bilgiye sahip olmanıza gerek yok. ''Ben neden hep bunu yaşıyorum yaa'' diyorsanız karmiktir. Tabi karmik olaylar kendini farklı da gösterebiliyor. Mesela ic noktanız çok seyahat etmenizi barındırıyor, negatif bir karmanız varsa bunun bedelini genç yaşta evden atılarak ödemeniz olasıdır. Bedel ödendikten sonra kişi turnelere çıkan veya sık sık iş için seyahat eden bir hayat da yaşayabilir. Ama dediğim gibi bazen sadece yıldızlar kötüdür bunun üzerinden de korunma aurası yaparak gelinebilir elbette
Hedonistik çok ayıp birşey değildir. Sanılanın aksine kişinin daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olması için kampçılayan ve ufku açan ve aynı zamanda kendisini bu hayatı cennete çevirebilen bir şeydir. Düşmanın görüşüne göre bu oburluk ve aç gözlülük günahlarının dışa vurumudur ve onlara bu köreltilmelidir. Bana göre ise fazlasıyla olumlu ve doğrudur.
Denge olması lazım yoksa evren sizi nötürlemek için size bunlar üzerinden acı yaşatır...Bildiğim kadarıyla hedonistler ''denge'' gibi ruhani değerlerle ilgilenmiyorlar. Bir sonraki hayatlarına da yine bununla doğacaklar, artıları: her şey daha basit; eksileri: her şeyin içi boş ve anlamsız. Tabi bu genel özel olarak ne yaptıklarına göre de şekilleniyor.
Sizin noktanızı anladım ama Akrep ve Boğa aksını dengelemek adına hem ruha hem bedene önem ermek gerekiyor. Akrep acıdır, boğa zevtir hattaha ying yang oldukları için dengelenmezlerse Acı bir süre sonra zevk, zevk bir süre sonra acı verir
0
I believe in pink, I believe in kissing I believe in being strong when everything seems to be going wrong. I believe that happy girls are the prettiest girls. I believe that tomorrow is another day and I believe in miracles...💕💗
[ email redacted ]
Hemen hemen başımıza gelen her olay karmik veya doğal ya da bizim kendi hatamızdır belirli dersler çıkartırız ama bunlarız üstesinden gelmediğimiz sürece aynı yerde kalırız.
Aslında çok iyi bir haritanız da olsa bazen sadece yıldızların güncel pozisyonu kötüdür. Buna çok şahit oldum. Her olay karmik deiğildir. Karimk olduğunu anlamak için çok üst düzey bir ruhani bilgiye sahip olmanıza gerek yok. ''Ben neden hep bunu yaşıyorum yaa'' diyorsanız karmiktir. Tabi karmik olaylar kendini farklı da gösterebiliyor. Mesela ic noktanız çok seyahat etmenizi barındırıyor, negatif bir karmanız varsa bunun bedelini genç yaşta evden atılarak ödemeniz olasıdır. Bedel ödendikten sonra kişi turnelere çıkan veya sık sık iş için seyahat eden bir hayat da yaşayabilir. Ama dediğim gibi bazen sadece yıldızlar kötüdür bunun üzerinden de korunma aurası yaparak gelinebilir elbette
Hedonistik çok ayıp birşey değildir. Sanılanın aksine kişinin daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olması için kampçılayan ve ufku açan ve aynı zamanda kendisini bu hayatı cennete çevirebilen bir şeydir. Düşmanın görüşüne göre bu oburluk ve aç gözlülük günahlarının dışa vurumudur ve onlara bu köreltilmelidir. Bana göre ise fazlasıyla olumlu ve doğrudur.
Denge olması lazım yoksa evren sizi nötürlemek için size bunlar üzerinden acı yaşatır...Bildiğim kadarıyla hedonistler ''denge'' gibi ruhani değerlerle ilgilenmiyorlar. Bir sonraki hayatlarına da yine bununla doğacaklar, artıları: her şey daha basit; eksileri: her şeyin içi boş ve anlamsız. Tabi bu genel özel olarak ne yaptıklarına göre de şekilleniyor.
Sizin noktanızı anladım ama Akrep ve Boğa aksını dengelemek adına hem ruha hem bedene önem ermek gerekiyor. Akrep acıdır, boğa zevtir hattaha ying yang oldukları için dengelenmezlerse Acı bir süre sonra zevk, zevk bir süre sonra acı verir
Aslında çok iyi bir haritanız da olsa bazen sadece yıldızların güncel pozisyonu kötüdür. Buna çok şahit oldum. Her olay karmik deiğildir. Karimk olduğunu anlamak için çok üst düzey bir ruhani bilgiye sahip olmanıza gerek yok. ''Ben neden hep bunu yaşıyorum yaa'' diyorsanız karmiktir. Tabi karmik olaylar kendini farklı da gösterebiliyor. Mesela ic noktanız çok seyahat etmenizi barındırıyor, negatif bir karmanız varsa bunun bedelini genç yaşta evden atılarak ödemeniz olasıdır. Bedel ödendikten sonra kişi turnelere çıkan veya sık sık iş için seyahat eden bir hayat da yaşayabilir. Ama dediğim gibi bazen sadece yıldızlar kötüdür bunun üzerinden de korunma aurası yaparak gelinebilir elbette
Denge olması lazım yoksa evren sizi nötürlemek için size bunlar üzerinden acı yaşatır...Bildiğim kadarıyla hedonistler ''denge'' gibi ruhani değerlerle ilgilenmiyorlar. Bir sonraki hayatlarına da yine bununla doğacaklar, artıları: her şey daha basit; eksileri: her şeyin içi boş ve anlamsız. Tabi bu genel özel olarak ne yaptıklarına göre de şekilleniyor.
Sizin noktanızı anladım ama Akrep ve Boğa aksını dengelemek adına hem ruha hem bedene önem ermek gerekiyor. Akrep acıdır, boğa zevtir hattaha ying yang oldukları için dengelenmezlerse Acı bir süre sonra zevk, zevk bir süre sonra acı verir
Siz bunları öğreniyorsunuz bu astroioloji çok karışık, bir konu ben anlayamıyorum
0
Aslında çok iyi bir haritanız da olsa bazen sadece yıldızların güncel pozisyonu kötüdür. Buna çok şahit oldum. Her olay karmik deiğildir. Karimk olduğunu anlamak için çok üst düzey bir ruhani bilgiye sahip olmanıza gerek yok. ''Ben neden hep bunu yaşıyorum yaa'' diyorsanız karmiktir. Tabi karmik olaylar kendini farklı da gösterebiliyor. Mesela ic noktanız çok seyahat etmenizi barındırıyor, negatif bir karmanız varsa bunun bedelini genç yaşta evden atılarak ödemeniz olasıdır. Bedel ödendikten sonra kişi turnelere çıkan veya sık sık iş için seyahat eden bir hayat da yaşayabilir. Ama dediğim gibi bazen sadece yıldızlar kötüdür bunun üzerinden de korunma aurası yaparak gelinebilir elbette
Denge olması lazım yoksa evren sizi nötürlemek için size bunlar üzerinden acı yaşatır...Bildiğim kadarıyla hedonistler ''denge'' gibi ruhani değerlerle ilgilenmiyorlar. Bir sonraki hayatlarına da yine bununla doğacaklar, artıları: her şey daha basit; eksileri: her şeyin içi boş ve anlamsız. Tabi bu genel özel olarak ne yaptıklarına göre de şekilleniyor.
Sizin noktanızı anladım ama Akrep ve Boğa aksını dengelemek adına hem ruha hem bedene önem ermek gerekiyor. Akrep acıdır, boğa zevtir hattaha ying yang oldukları için dengelenmezlerse Acı bir süre sonra zevk, zevk bir süre sonra acı verir
Siz bunları öğreniyorsunuz bu astroioloji çok karışık, bir konu ben anlayamıyorum
Siz bunları öğreniyorsunuz bu astroioloji çok karışık, bir konu ben anlayamıyorum
Siz bunları nereden oğrenıyorsunuz,
İnanın ben de bilmiyorum. 13 Yaşımdan beri ilgileniyorum ama sonu hiç gelmiyor her zaman hiçbir şey bilmediğimi hissediyorum. Kitaplar okudum, sevdiğim yerli\yabancı astrologlara mail yoluyla ulaşıyorum. Bozulmaya çok açık kaynaklar da az o sebeple deneme yanılma yaparak elde ediyorum. Geçmiş transitlere yıldızlara bakıyorum. Kendi öğrendiklerimi de ayrı bir yere, kehanetlerimi ayrı bir yere yazıyorum. Asla bitmiyor ama bundan memnunum.
0
I believe in pink, I believe in kissing I believe in being strong when everything seems to be going wrong. I believe that happy girls are the prettiest girls. I believe that tomorrow is another day and I believe in miracles...💕💗
[ email redacted ]
Siz bunları öğreniyorsunuz bu astroioloji çok karışık, bir konu ben anlayamıyorum
Siz bunları nereden oğrenıyorsunuz,
İnanın ben de bilmiyorum. 13 Yaşımdan beri ilgileniyorum ama sonu hiç gelmiyor her zaman hiçbir şey bilmediğimi hissediyorum. Kitaplar okudum, sevdiğim yerli\yabancı astrologlara mail yoluyla ulaşıyorum. Bozulmaya çok açık kaynaklar da az o sebeple deneme yanılma yaparak elde ediyorum. Geçmiş transitlere yıldızlara bakıyorum. Kendi öğrendiklerimi de ayrı bir yere, kehanetlerimi ayrı bir yere yazıyorum. Asla bitmiyor ama bundan memnunum.
Denge olması lazım yoksa evren sizi nötürlemek için size bunlar üzerinden acı yaşatır...Bildiğim kadarıyla hedonistler ''denge'' gibi ruhani değerlerle ilgilenmiyorlar. Bir sonraki hayatlarına da yine bununla doğacaklar, artıları: her şey daha basit; eksileri: her şeyin içi boş ve anlamsız. Tabi bu genel özel olarak ne yaptıklarına göre de şekilleniyor.
Sizin noktanızı anladım ama Akrep ve Boğa aksını dengelemek adına hem ruha hem bedene önem ermek gerekiyor. Akrep acıdır, boğa zevtir hattaha ying yang oldukları için dengelenmezlerse Acı bir süre sonra zevk, zevk bir süre sonra acı verir
Evet evren acı yaşatır ama acı sizin gelişmenizi sağlayan şey değildir. Bakın patronunuz size bir iş veriyor bu işi başaramazsınız terfi alamazsınız ve bu uzun süre alırsa kovulursunuz çözüm bulmalısız ki işi yaparken daha kolay yapabilmeyi öğreneceksiniz sonrasında bunu uygulamaya dökeceksiniz ondan hızlanacaksınız ve terfi alacaksınız yani acıyı tadacaksınız, onun üstesinden gelmeyi öğreneceksiniz ve bu öğrendiğini kullanıp acıdan kurtulup mutlu olacaksınız. Yani buradaki öğrenme işi büyük tabloya bakabilen bizlerde yoksa gerçekten o tablodaki yağlı boyalı figür olarak kalıp kader böyleymiş deriz. Ki kader bize yardımcı olmayan bir unsurdur. Yani kader bir sopa ve yanlızca biz onu eyrelterek bir mızrak haline getiriyoruz.
(Bu arada silah yapımlarını veya heykel yapıplarını alegorik olarak irade ile kendimize göre yapılandırma olarak görüyorum. Ama bu başka bir zamanın konusu.)
Buna hak veriyorum, aslında basitçe "eşeğe ne kadar vurursanız vurun eşek eşektir" sözüyle bunu açıklayabiliriz. Acı dediğiniz gibi çok şey öğretir, bizi acı değil öğrenme büyütür fakat herkes acı çekerek öğrenemez. Bu kişilik meselesi diyebilirim, bazı insanlar "Acı çekiyorum da hayat böyle, ne yapayım; katlanacağız" diyor. Burada size hak veriyorum işte, o bazı insanlar gibi dersek acıdan kaçmış oluruz; ders çıkarmak ve üstesinden gelmek de bizi kurtarır.
Bence Hedonizm'i farklı seviyelerde ele almalıyız. Kendini tamamen zevkten mahrum bırakan biri de, kendini tamamen zevke veren biri de eşit derecede değersizdir. Ben biraz uç örnek vererek zevk için kendi vücut uzuvlarını kesen, paslı çivilerin üstünde seks yapan manyak varlıklardan bahsettim; fakat doğru kıvamda hedonistlik güzeldir ki bence hepimizde olmalıdır. Mesela ben her Zevistin kendi ayakları üstünde durup mermer heykel gibi parlamasını isterim ama eğer kişide kibir, açgözlülük, hırs, bencillik ve bunun gibi şeyler yoksa dediğim gibi 'parlak' görünüme de kavuşamaz. Mesela ben 10.000+ kitap okumuş olayım, bunu kendi içime atsam ne yazar ki? Bir şekilde dışarı yansıtıp göstermem lazım, bu da kibir ve bencillik gerektirir. O yüzden haklısınız.
“Güzel olan ölçülü, uyumlu ve orantılı olandır.” -Büyük Öğretmen Platon.
Hayat ile ilgili her türlü konuya ve aynı şekilde hedonizme bu şekilde yaklaşılmalıdır. Leydi Afrodit Aşk ve Güzellik tanrıçasıdır. Güzel olan iyidir. Bana göre hedonistik yani Hazcılık veya Haz, Delight bir Duygudur, kavram. Güzel bir şekilde kullanabildiğimizde bizim yaşam kalitemizi ve sevincimizi artırır. Bunu demeye çalışmıştım. Eğer Güzellik erdemiyle bunu kullanmazsak büyük ihtimalle delilik oluşturur.
Kibirlik ve bencillik bilemem. Safi olarak kötü değil ama yani onları doğru tutmak gerekir. Lord Poseidon temiz suların, derinliklerin ve Atların tanrısıdır (yanlışım yoktur umarım çünkü ben Lord Poseidon'u bu şekilde ele alıyorum) ve bu bana göre duyguların temsildir, derinlikler iç dünyamızın, temiz sular ise bilincimizi. Şöyle bunların hepsini doğru bir orantıda kullanabilmek gerekir bu önemlidir. Önce Kendi iç dünyamızı yönetimini tam kapsamlı bir şekilde ele almalı, sonra bilincimizi kavramalı ve bunlarada duygularımızı hizalamalıyız. Bu aynı zamanda diplerden yükselebilmeyi de temsil eder.
(Umarım bir yanlışım yoktur.)
0
ABRAXAS AENAOS 🌙☀️
PHOSFOROS HECATE 🌒🌕🌘
Denge olması lazım yoksa evren sizi nötürlemek için size bunlar üzerinden acı yaşatır...Bildiğim kadarıyla hedonistler ''denge'' gibi ruhani değerlerle ilgilenmiyorlar. Bir sonraki hayatlarına da yine bununla doğacaklar, artıları: her şey daha basit; eksileri: her şeyin içi boş ve anlamsız. Tabi bu genel özel olarak ne yaptıklarına göre de şekilleniyor.
Sizin noktanızı anladım ama Akrep ve Boğa aksını dengelemek adına hem ruha hem bedene önem ermek gerekiyor. Akrep acıdır, boğa zevtir hattaha ying yang oldukları için dengelenmezlerse Acı bir süre sonra zevk, zevk bir süre sonra acı verir
Evet evren acı yaşatır ama acı sizin gelişmenizi sağlayan şey değildir. Bakın patronunuz size bir iş veriyor bu işi başaramazsınız terfi alamazsınız ve bu uzun süre alırsa kovulursunuz çözüm bulmalısız ki işi yaparken daha kolay yapabilmeyi öğreneceksiniz sonrasında bunu uygulamaya dökeceksiniz ondan hızlanacaksınız ve terfi alacaksınız yani acıyı tadacaksınız, onun üstesinden gelmeyi öğreneceksiniz ve bu öğrendiğini kullanıp acıdan kurtulup mutlu olacaksınız. Yani buradaki öğrenme işi büyük tabloya bakabilen bizlerde yoksa gerçekten o tablodaki yağlı boyalı figür olarak kalıp kader böyleymiş deriz. Ki kader bize yardımcı olmayan bir unsurdur. Yani kader bir sopa ve yanlızca biz onu eyrelterek bir mızrak haline getiriyoruz.
(Bu arada silah yapımlarını veya heykel yapıplarını alegorik olarak irade ile kendimize göre yapılandırma olarak görüyorum. Ama bu başka bir zamanın konusu.)
Buna hak veriyorum, aslında basitçe "eşeğe ne kadar vurursanız vurun eşek eşektir" sözüyle bunu açıklayabiliriz. Acı dediğiniz gibi çok şey öğretir, bizi acı değil öğrenme büyütür fakat herkes acı çekerek öğrenemez. Bu kişilik meselesi diyebilirim, bazı insanlar "Acı çekiyorum da hayat böyle, ne yapayım; katlanacağız" diyor. Burada size hak veriyorum işte, o bazı insanlar gibi dersek acıdan kaçmış oluruz; ders çıkarmak ve üstesinden gelmek de bizi kurtarır.
Bence Hedonizm'i farklı seviyelerde ele almalıyız. Kendini tamamen zevkten mahrum bırakan biri de, kendini tamamen zevke veren biri de eşit derecede değersizdir. Ben biraz uç örnek vererek zevk için kendi vücut uzuvlarını kesen, paslı çivilerin üstünde seks yapan manyak varlıklardan bahsettim; fakat doğru kıvamda hedonistlik güzeldir ki bence hepimizde olmalıdır. Mesela ben her Zevistin kendi ayakları üstünde durup mermer heykel gibi parlamasını isterim ama eğer kişide kibir, açgözlülük, hırs, bencillik ve bunun gibi şeyler yoksa dediğim gibi 'parlak' görünüme de kavuşamaz. Mesela ben 10.000+ kitap okumuş olayım, bunu kendi içime atsam ne yazar ki? Bir şekilde dışarı yansıtıp göstermem lazım, bu da kibir ve bencillik gerektirir. O yüzden haklısınız.
“Güzel olan ölçülü, uyumlu ve orantılı olandır.” -Büyük Öğretmen Platon.
Hayat ile ilgili her türlü konuya ve aynı şekilde hedonizme bu şekilde yaklaşılmalıdır. Leydi Afrodit Aşk ve Güzellik tanrıçasıdır. Güzel olan iyidir. Bana göre hedonistik yani Hazcılık veya Haz, Delight bir Duygudur, kavram. Güzel bir şekilde kullanabildiğimizde bizim yaşam kalitemizi ve sevincimizi artırır. Bunu demeye çalışmıştım. Eğer Güzellik erdemiyle bunu kullanmazsak büyük ihtimalle delilik oluşturur.
Kibirlik ve bencillik bilemem. Safi olarak kötü değil ama yani onları doğru tutmak gerekir. Lord Poseidon temiz suların, derinliklerin ve Atların tanrısıdır (yanlışım yoktur umarım çünkü ben Lord Poseidon'u bu şekilde ele alıyorum) ve bu bana göre duyguların temsildir, derinlikler iç dünyamızın, temiz sular ise bilincimizi. Şöyle bunların hepsini doğru bir orantıda kullanabilmek gerekir bu önemlidir. Önce Kendi iç dünyamızı yönetimini tam kapsamlı bir şekilde ele almalı, sonra bilincimizi kavramalı ve bunlarada duygularımızı hizalamalıyız. Bu aynı zamanda diplerden yükselebilmeyi de temsil eder.
(Umarım bir yanlışım yoktur.)
“Güzel olan ölçülü, uyumlu ve orantılı olandır.” -Büyük Öğretmen Platon.
Hayat ile ilgili her türlü konuya ve aynı şekilde hedonizme bu şekilde yaklaşılmalıdır. Leydi Afrodit Aşk ve Güzellik tanrıçasıdır. Güzel olan iyidir. Bana göre hedonistik yani Hazcılık veya Haz, Delight bir Duygudur, kavram. Güzel bir şekilde kullanabildiğimizde bizim yaşam kalitemizi ve sevincimizi artırır. Bunu demeye çalışmıştım. Eğer Güzellik erdemiyle bunu kullanmazsak büyük ihtimalle delilik oluşturur.Kibirlik ve bencillik bilemem. Safi olarak kötü değil ama yani onları doğru tutmak gerekir. Lord Poseidon temiz suların, derinliklerin ve Atların tanrısıdır (yanlışım yoktur umarım çünkü ben Lord Poseidon'u bu şekilde ele alıyorum) ve bu bana göre duyguların temsildir, derinlikler iç dünyamızın, temiz sular ise bilincimizi. Şöyle bunların hepsini doğru bir orantıda kullanabilmek gerekir bu önemlidir. Önce Kendi iç dünyamızı yönetimini tam kapsamlı bir şekilde ele almalı, sonra bilincimizi kavramalı ve bunlarada duygularımızı hizalamalıyız. Bu aynı zamanda diplerden yükselebilmeyi de temsil eder.
(Umarım bir yanlışım yoktur.)
Doğru, Neptünyen bir durum; Neptün işlenmemiş fikirdir ve Venüs icraattır, ikisi arasındaki dengeyi iyi kurmak gerekir yoksa safi Venüs plastik ve ruhsuz bir şey iken safi Neptün ise hayal alemine dalıp dalıp giden bir şizofreni hastası gibi olabilir. Sizin dediğiniz şekliyle haz bir tür kişisel sınır oluyor ki bana kalırsa Sanatta bu durum insana karakter ve üslup katar. Herkesin o hazza ulaşması için farklı yolları izlemesi gerekir, sonuç olarak da farklılıklar ve çeşitli güzellikler ortaya çıkar. Ölçü, uyum ve oran üçlüsü ise burada bir odak noktası olarak kullanılabilir ki günümüz Sanat okullarında da tam olarak bunu yapıyoruz.
Bence kibir ve bencillik ayarında yapıldığı zaman güzel olacaktır. Kibir bir tür gösteriş durumudur ve eğer elinizde emek verdiğiniz gösteriş yapılacak bir şey varsa haklı bir şekilde kibirli olabilirsiniz, bu da sizi ön plana çıkarır; Aslan burcunun doğru kullanımı gibi düşünün. Bencillik ise genel olarak kötüdür fakat yer yer hayatta kalma amaçlı kişisel fayda için kullanılabilir. Eğer Zevistseniz, kıtlığın hüküm sürdüğü bir çöldeyseniz ve etrafınızda 100 Andrapod varsa, elinizdeki tüm yemeği dağıtmaktansa hepsini kendiniz yemeniz daha iyidir. Çünkü diğer türlü bir sürü gereksiz varlığı beslemiş, doğal seçilime el sürmüş ve evrensel faydayı hiçe sayıp komünist bir davranış sergilemiş olacaksınız.
Lord Poseidon'la ilgili düşünceniz doğru, atlar Vedik metinlerde duyuları ve duyguları temsil eder. Hatta abes bir örnek olacak fakat Budist metinlerde insanlar atlardan fırlayıp düşer, yukarı uçar veya böyle bir şeyler olur; bu da o kişinin duyguları terk ettiğini, ya öldüğünü, ya da mokşa'ya yahut nirvana'ya erdiğini sembolize eder. Hatta insan medeniyeti atlar ile yayılır, fakat bir süre sonra vahşi atlar evcilleştirilir ve medeniyet kurulur; bu da dünyevi arzudan manevi hazlara yönelebilmenin bir sonucudur.
0
DNA Testleri Hakkında | Yahudilerin Güç Gösterisi: Stanley Kubrick'in Ölümü | Şeytanın Mührünün Açıklaması | Jeomansi ve Toprak Falı Bakmak | İmparator Tarot Kartı ve Mistisizmi | Astarte'den Tarot Açılımı | Simya, Ruhun Karanlık Gecesi ve Nigredo | Tarot Meditasyonları | Tengri Sembolünün Açıklaması | İlahi Dişiliğin Çift Yönü | Satürn Mührü ve Lord Apollo'nun Mistisizmi

“Güzel olan ölçülü, uyumlu ve orantılı olandır.” -Büyük Öğretmen Platon.
Hayat ile ilgili her türlü konuya ve aynı şekilde hedonizme bu şekilde yaklaşılmalıdır. Leydi Afrodit Aşk ve Güzellik tanrıçasıdır. Güzel olan iyidir. Bana göre hedonistik yani Hazcılık veya Haz, Delight bir Duygudur, kavram. Güzel bir şekilde kullanabildiğimizde bizim yaşam kalitemizi ve sevincimizi artırır. Bunu demeye çalışmıştım. Eğer Güzellik erdemiyle bunu kullanmazsak büyük ihtimalle delilik oluşturur.Kibirlik ve bencillik bilemem. Safi olarak kötü değil ama yani onları doğru tutmak gerekir. Lord Poseidon temiz suların, derinliklerin ve Atların tanrısıdır (yanlışım yoktur umarım çünkü ben Lord Poseidon'u bu şekilde ele alıyorum) ve bu bana göre duyguların temsildir, derinlikler iç dünyamızın, temiz sular ise bilincimizi. Şöyle bunların hepsini doğru bir orantıda kullanabilmek gerekir bu önemlidir. Önce Kendi iç dünyamızı yönetimini tam kapsamlı bir şekilde ele almalı, sonra bilincimizi kavramalı ve bunlarada duygularımızı hizalamalıyız. Bu aynı zamanda diplerden yükselebilmeyi de temsil eder.
(Umarım bir yanlışım yoktur.)
Doğru, Neptünyen bir durum; Neptün işlenmemiş fikirdir ve Venüs icraattır, ikisi arasındaki dengeyi iyi kurmak gerekir yoksa safi Venüs plastik ve ruhsuz bir şey iken safi Neptün ise hayal alemine dalıp dalıp giden bir şizofreni hastası gibi olabilir. Sizin dediğiniz şekliyle haz bir tür kişisel sınır oluyor ki bana kalırsa Sanatta bu durum insana karakter ve üslup katar. Herkesin o hazza ulaşması için farklı yolları izlemesi gerekir, sonuç olarak da farklılıklar ve çeşitli güzellikler ortaya çıkar. Ölçü, uyum ve oran üçlüsü ise burada bir odak noktası olarak kullanılabilir ki günümüz Sanat okullarında da tam olarak bunu yapıyoruz.
Bence kibir ve bencillik ayarında yapıldığı zaman güzel olacaktır. Kibir bir tür gösteriş durumudur ve eğer elinizde emek verdiğiniz gösteriş yapılacak bir şey varsa haklı bir şekilde kibirli olabilirsiniz, bu da sizi ön plana çıkarır; Aslan burcunun doğru kullanımı gibi düşünün. Bencillik ise genel olarak kötüdür fakat yer yer hayatta kalma amaçlı kişisel fayda için kullanılabilir. Eğer Zevistseniz, kıtlığın hüküm sürdüğü bir çöldeyseniz ve etrafınızda 100 Andrapod varsa, elinizdeki tüm yemeği dağıtmaktansa hepsini kendiniz yemeniz daha iyidir. Çünkü diğer türlü bir sürü gereksiz varlığı beslemiş, doğal seçilime el sürmüş ve evrensel faydayı hiçe sayıp komünist bir davranış sergilemiş olacaksınız.
Lord Poseidon'la ilgili düşünceniz doğru, atlar Vedik metinlerde duyuları ve duyguları temsil eder. Hatta abes bir örnek olacak fakat Budist metinlerde insanlar atlardan fırlayıp düşer, yukarı uçar veya böyle bir şeyler olur; bu da o kişinin duyguları terk ettiğini, ya öldüğünü, ya da mokşa'ya yahut nirvana'ya erdiğini sembolize eder. Hatta insan medeniyeti atlar ile yayılır, fakat bir süre sonra vahşi atlar evcilleştirilir ve medeniyet kurulur; bu da dünyevi arzudan manevi hazlara yönelebilmenin bir sonucudur.
Doğru, Neptünyen bir durum; Neptün işlenmemiş fikirdir ve Venüs icraattır, ikisi arasındaki dengeyi iyi kurmak gerekir yoksa safi Venüs plastik ve ruhsuz bir şey iken safi Neptün ise hayal alemine dalıp dalıp giden bir şizofreni hastası gibi olabilir. Sizin dediğiniz şekliyle haz bir tür kişisel sınır oluyor ki bana kalırsa Sanatta bu durum insana karakter ve üslup katar. Herkesin o hazza ulaşması için farklı yolları izlemesi gerekir, sonuç olarak da farklılıklar ve çeşitli güzellikler ortaya çıkar. Ölçü, uyum ve oran üçlüsü ise burada bir odak noktası olarak kullanılabilir ki günümüz Sanat okullarında da tam olarak bunu yapıyoruz.
Bence kibir ve bencillik ayarında yapıldığı zaman güzel olacaktır. Kibir bir tür gösteriş durumudur ve eğer elinizde emek verdiğiniz gösteriş yapılacak bir şey varsa haklı bir şekilde kibirli olabilirsiniz, bu da sizi ön plana çıkarır; Aslan burcunun doğru kullanımı gibi düşünün. Bencillik ise genel olarak kötüdür fakat yer yer hayatta kalma amaçlı kişisel fayda için kullanılabilir. Eğer Zevistseniz, kıtlığın hüküm sürdüğü bir çöldeyseniz ve etrafınızda 100 Andrapod varsa, elinizdeki tüm yemeği dağıtmaktansa hepsini kendiniz yemeniz daha iyidir. Çünkü diğer türlü bir sürü gereksiz varlığı beslemiş, doğal seçilime el sürmüş ve evrensel faydayı hiçe sayıp komünist bir davranış sergilemiş olacaksınız.
Lord Poseidon'la ilgili düşünceniz doğru, atlar Vedik metinlerde duyuları ve duyguları temsil eder. Hatta abes bir örnek olacak fakat Budist metinlerde insanlar atlardan fırlayıp düşer, yukarı uçar veya böyle bir şeyler olur; bu da o kişinin duyguları terk ettiğini, ya öldüğünü, ya da mokşa'ya yahut nirvana'ya erdiğini sembolize eder. Hatta insan medeniyeti atlar ile yayılır, fakat bir süre sonra vahşi atlar evcilleştirilir ve medeniyet kurulur; bu da dünyevi arzudan manevi hazlara yönelebilmenin bir sonucudur.
kibir bizi yanıltabilir bir duygu ama gerekli yerlerde işlevsel ve bencillikse bazen kendinden olanı bile görememenizi sağlayan kör bir duygu onun yerine ben-merkeziyetçilik kullanalılabilir.
A a hayır. Budizm ile alakası yok mükemmele ulaşabilmek için Duygular terk edilmemeli. Ben Umutsuzluğu bile sevmem ama bazen gerekli oluyor çünkü insanın bazen kendisini ayağa kaldırması için gerekli. Aslında bu duygu yönetimin bize daha düzenli yaşamın getirebileceğini gösteren bir durum.
0
ABRAXAS AENAOS 🌙☀️
PHOSFOROS HECATE 🌒🌕🌘
Doğru, Neptünyen bir durum; Neptün işlenmemiş fikirdir ve Venüs icraattır, ikisi arasındaki dengeyi iyi kurmak gerekir yoksa safi Venüs plastik ve ruhsuz bir şey iken safi Neptün ise hayal alemine dalıp dalıp giden bir şizofreni hastası gibi olabilir. Sizin dediğiniz şekliyle haz bir tür kişisel sınır oluyor ki bana kalırsa Sanatta bu durum insana karakter ve üslup katar. Herkesin o hazza ulaşması için farklı yolları izlemesi gerekir, sonuç olarak da farklılıklar ve çeşitli güzellikler ortaya çıkar. Ölçü, uyum ve oran üçlüsü ise burada bir odak noktası olarak kullanılabilir ki günümüz Sanat okullarında da tam olarak bunu yapıyoruz.
Bence kibir ve bencillik ayarında yapıldığı zaman güzel olacaktır. Kibir bir tür gösteriş durumudur ve eğer elinizde emek verdiğiniz gösteriş yapılacak bir şey varsa haklı bir şekilde kibirli olabilirsiniz, bu da sizi ön plana çıkarır; Aslan burcunun doğru kullanımı gibi düşünün. Bencillik ise genel olarak kötüdür fakat yer yer hayatta kalma amaçlı kişisel fayda için kullanılabilir. Eğer Zevistseniz, kıtlığın hüküm sürdüğü bir çöldeyseniz ve etrafınızda 100 Andrapod varsa, elinizdeki tüm yemeği dağıtmaktansa hepsini kendiniz yemeniz daha iyidir. Çünkü diğer türlü bir sürü gereksiz varlığı beslemiş, doğal seçilime el sürmüş ve evrensel faydayı hiçe sayıp komünist bir davranış sergilemiş olacaksınız.
Lord Poseidon'la ilgili düşünceniz doğru, atlar Vedik metinlerde duyuları ve duyguları temsil eder. Hatta abes bir örnek olacak fakat Budist metinlerde insanlar atlardan fırlayıp düşer, yukarı uçar veya böyle bir şeyler olur; bu da o kişinin duyguları terk ettiğini, ya öldüğünü, ya da mokşa'ya yahut nirvana'ya erdiğini sembolize eder. Hatta insan medeniyeti atlar ile yayılır, fakat bir süre sonra vahşi atlar evcilleştirilir ve medeniyet kurulur; bu da dünyevi arzudan manevi hazlara yönelebilmenin bir sonucudur.
kibir bizi yanıltabilir bir duygu ama gerekli yerlerde işlevsel ve bencillikse bazen kendinden olanı bile görememenizi sağlayan kör bir duygu onun yerine ben-merkeziyetçilik kullanalılabilir.
A a hayır. Budizm ile alakası yok mükemmele ulaşabilmek için Duygular terk edilmemeli. Ben Umutsuzluğu bile sevmem ama bazen gerekli oluyor çünkü insanın bazen kendisini ayağa kaldırması için gerekli. Aslında bu duygu yönetimin bize daha düzenli yaşamın getirebileceğini gösteren bir durum.
kibir bizi yanıltabilir bir duygu ama gerekli yerlerde işlevsel ve bencillikse bazen kendinden olanı bile görememenizi sağlayan kör bir duygu onun yerine ben-merkeziyetçilik kullanalılabilir.
Benim bencillik görüşüm daha ziyade kişinin kendisini sevmesi, övmesi ve göstermesiyle ilgili; bir nevi egoizm, ben-cil olma durumu. Ayarını kaçırmamak gerek fakat 100.000 makale yazmış dahi bir profesörün de "Benim de iki üç makale yazmışlığım vardır ya, heheh..." gibi davranması uygunsuz kaçıyor, o yüzden insan kendi yaptığı şeyi olduğu gibi söyleyip makul derecede üstünlük duygusuna kapılabilir diye düşünüyorum. Çünkü bu olmadığı zaman 100.000 makale yazmış dahi profesör arada kaynarken ağzı güzel laf yapan devlet onaylı ilkokul mezunu adam ödüller alıp işinin ehli kabul ediliyor. Bu olmamalı, ülkemizin sorunlarından biri de bu.
A a hayır. Budizm ile alakası yok mükemmele ulaşabilmek için Duygular terk edilmemeli. Ben Umutsuzluğu bile sevmem ama bazen gerekli oluyor çünkü insanın bazen kendisini ayağa kaldırması için gerekli. Aslında bu duygu yönetimin bize daha düzenli yaşamın getirebileceğini gösteren bir durum.
O basit bir örnekti sadece, tasvip ettiğim bir şey değil; duygular ruhun dışa vurması için iyi bir araçtır. Mesela güçlü ruha sahip ve güler yüzlü olan insanların çevreye de mutluluk saçtığını görebiliriz. Umutsuzluk da öyle, hatta özellikle umutsuz insanların olduğu ortamlarda en umutlu kişiler bile hafif sendeliyor; kendim de geçmişte bu tarz dönemlerden geçmiştim. Duygular terk edilmemeli ama buna karşın insan duygularına tam kontrol sağlayabilmeli, boşluk meditasyonunun amacı da bu. Lafta kolay, icraat de zor bir mesele fakat hepimizin ustalaşması gerekiyor.
0
DNA Testleri Hakkında | Yahudilerin Güç Gösterisi: Stanley Kubrick'in Ölümü | Şeytanın Mührünün Açıklaması | Jeomansi ve Toprak Falı Bakmak | İmparator Tarot Kartı ve Mistisizmi | Astarte'den Tarot Açılımı | Simya, Ruhun Karanlık Gecesi ve Nigredo | Tarot Meditasyonları | Tengri Sembolünün Açıklaması | İlahi Dişiliğin Çift Yönü | Satürn Mührü ve Lord Apollo'nun Mistisizmi

kibir bizi yanıltabilir bir duygu ama gerekli yerlerde işlevsel ve bencillikse bazen kendinden olanı bile görememenizi sağlayan kör bir duygu onun yerine ben-merkeziyetçilik kullanalılabilir.
Benim bencillik görüşüm daha ziyade kişinin kendisini sevmesi, övmesi ve göstermesiyle ilgili; bir nevi egoizm, ben-cil olma durumu. Ayarını kaçırmamak gerek fakat 100.000 makale yazmış dahi bir profesörün de "Benim de iki üç makale yazmışlığım vardır ya, heheh..." gibi davranması uygunsuz kaçıyor, o yüzden insan kendi yaptığı şeyi olduğu gibi söyleyip makul derecede üstünlük duygusuna kapılabilir diye düşünüyorum. Çünkü bu olmadığı zaman 100.000 makale yazmış dahi profesör arada kaynarken ağzı güzel laf yapan devlet onaylı ilkokul mezunu adam ödüller alıp işinin ehli kabul ediliyor. Bu olmamalı, ülkemizin sorunlarından biri de bu.
A a hayır. Budizm ile alakası yok mükemmele ulaşabilmek için Duygular terk edilmemeli. Ben Umutsuzluğu bile sevmem ama bazen gerekli oluyor çünkü insanın bazen kendisini ayağa kaldırması için gerekli. Aslında bu duygu yönetimin bize daha düzenli yaşamın getirebileceğini gösteren bir durum.
O basit bir örnekti sadece, tasvip ettiğim bir şey değil; duygular ruhun dışa vurması için iyi bir araçtır. Mesela güçlü ruha sahip ve güler yüzlü olan insanların çevreye de mutluluk saçtığını görebiliriz. Umutsuzluk da öyle, hatta özellikle umutsuz insanların olduğu ortamlarda en umutlu kişiler bile hafif sendeliyor; kendim de geçmişte bu tarz dönemlerden geçmiştim. Duygular terk edilmemeli ama buna karşın insan duygularına tam kontrol sağlayabilmeli, boşluk meditasyonunun amacı da bu. Lafta kolay, icraat de zor bir mesele fakat hepimizin ustalaşması gerekiyor.
kibir bizi yanıltabilir bir duygu ama gerekli yerlerde işlevsel ve bencillikse bazen kendinden olanı bile görememenizi sağlayan kör bir duygu onun yerine ben-merkeziyetçilik kullanalılabilir.
A a hayır. Budizm ile alakası yok mükemmele ulaşabilmek için Duygular terk edilmemeli. Ben Umutsuzluğu bile sevmem ama bazen gerekli oluyor çünkü insanın bazen kendisini ayağa kaldırması için gerekli. Aslında bu duygu yönetimin bize daha düzenli yaşamın getirebileceğini gösteren bir durum.
fazla ayrıntılara girip boğuluyorsunuz, kibir bencillik Tanrı/çalarda varmı? soruyorum size varmı? neden Tanrı/çalarin yolundan sapayım Tanrı/çaların tasvip etmediği bir yola girerek, altbeyin hayvani beyin hayatta kalmak için zaten bu işlevi görüyor, ama bazıları hayatlarından feraget ediyor, mesala evladı için yeter ki evlâdım yaşasın ben öleyim diyen insanlar yokmu ? var ne oldu kibire kibir yok oldu, lütfen çok böyle felsefeye girdiğinizi zannediyorsunuz, lakin pusulayı şaşırıyorsunuz, insan kibire ihtiyacı yok, insan dediğin varlık zaten egoist özünde insan bunu aşması lazım bence, böyle bir tartışmada beni yerden yere vurabilirsiniz
0
kibir bizi yanıltabilir bir duygu ama gerekli yerlerde işlevsel ve bencillikse bazen kendinden olanı bile görememenizi sağlayan kör bir duygu onun yerine ben-merkeziyetçilik kullanalılabilir.
A a hayır. Budizm ile alakası yok mükemmele ulaşabilmek için Duygular terk edilmemeli. Ben Umutsuzluğu bile sevmem ama bazen gerekli oluyor çünkü insanın bazen kendisini ayağa kaldırması için gerekli. Aslında bu duygu yönetimin bize daha düzenli yaşamın getirebileceğini gösteren bir durum.
fazla ayrıntılara girip boğuluyorsunuz, kibir bencillik Tanrı/çalarda varmı? soruyorum size varmı? neden Tanrı/çalarin yolundan sapayım Tanrı/çaların tasvip etmediği bir yola girerek, altbeyin hayvani beyin hayatta kalmak için zaten bu işlevi görüyor, ama bazıları hayatlarından feraget ediyor, mesala evladı için yeter ki evlâdım yaşasın ben öleyim diyen insanlar yokmu ? var ne oldu kibire kibir yok oldu, lütfen çok böyle felsefeye girdiğinizi zannediyorsunuz, lakin pusulayı şaşırıyorsunuz, insan kibire ihtiyacı yok, insan dediğin varlık zaten egoist özünde insan bunu aşması lazım bence, böyle bir tartışmada beni yerden yere vurabilirsiniz
