Header Wallpaper

Film, Dizi, Oyun, Kitap Tavsiyeleri

Panta Rhei1 min to read

Fevkalade! Tüm üyelerimizin katılımını bekliyoruz.

Film: Gece Vurgunu (Nightcrawler)
Sürükleyici bir sıfırdan yükseliş hikayesi ve ahlakın yokluğunu sorgulayış. Günümüz filmlerine göre gerçekten ilginç bir konusu var ve sevgilinizle, arkadaşınızla ya da atıştırmalığınızı aldığınız geç bir saatte izlemenizi öneririm.

Dizi: Sonsuza Dek (Forever)
Her öldüğünüzde denizde çıplak bir şekilde hayata geri döndüğünüzü düşünün. Önce klasik bir ölümsüz hikayesi olduğunu zannedeceksiniz ancak hikayede derinleştikçe ve geçmişin kirli hatırası yüzeye çıktıkça dizinin içine çekileceksiniz.

Kitap: Denemeler - Montaigne
Bu kitap hakkında tek söyleyebileceğim şey, yaş aldıkça kitabın içindeki bölümlere olan bakış açınızın değiştiğini görmenin ne kadar ilginç ve deneyimlenmesi gereken bir his olduğudur. Okuyun ve birkaç yıl sonra tekrar geri dönün.

Oyun: Assasin's Creed: Odyssey
Özelikle Yunan mitolojisine ilginiz varsa kesinlikle oynamanızı önerdiğim, en iyi AC oyunlarından birisi. Bundan sonra Origins'e geçmenizi öneririm, ben ne yazık ki işlerimin artışından mütevellit zaten az vakit ayırdığım oyunlara da ara verdim.

#22

Esenlikler
Çok fazla film izlemediğim için kitap önerebilirim sanırım
Clarissa P.Estes-Kurtlarla Koşan Kadınlar (kadın arkepitine dair mitolojik bir kitap ve harika herkes okumalı)

Matt Haig- The comfort book (hayattaki zorluklarla başa çıkmak için farklı bir bakış açısı sunuyor, empati ve kendini kabul etme üzerine de güzel bir kitap)

Fumitake Kago-Kendinle savaşma sanatı (freud felsefesini tamamen reddedip daha farklı bakış açısı sunan ve hayatı bir noktada değiştiren bir kitap)

Yu Hau- Yaşamak ( bu kitap sosyal çevre,aile,hayatta kalma,siyasi problemleri ele alan ve bence herkesin okuması gereken bir kitap zaten kısa bir şey)

Patrick Süskind-Koku (yazar muhtemelen katolik birisi kitapta çok fazla kilise geçiyor ama bir k#tilin nasıl psikopat olabileceğini görebilirsiniz, alın alındır)

Gündüz Vassaf-Cehenneme övgü (burada kasıt islami inaçtaki cehennem değil sosyal durumlar, özgürlük ve bireyselliği aşılıyor makaleler içeriyor)

#24

Bugün Castlevania dizisinin ilk bölümünü izledim ve hoşuma gitti. Buraya da önermek istedim anime ya da animasyon sevenler varsa göz atabilir. Spoiler vermemek için pek bir şey anlatmayacağım ama elinde haçla gezip kendini koruyacaklarını sanan yobaz halkın acısını görmek hoşuma gitti. :D

Fides autem hominum armaturam suam habet
Coniunctis viribus, invicti stamus

#25

Squid Game'i severek izlediyseniz muhtemelen Alice İn Borderland'dizisine de bayılırsınız

(Alice İn Wonderland'ile karıştırmayın, alakası yok bu diziyle)sürükleyici ve güzel bir dizi.

#26

Fevkalade! Tüm üyelerimizin katılımını bekliyoruz.

Film: Gece Vurgunu (Nightcrawler)
Sürükleyici bir sıfırdan yükseliş hikayesi ve ahlakın yokluğunu sorgulayış. Günümüz filmlerine göre gerçekten ilginç bir konusu var ve sevgilinizle, arkadaşınızla ya da atıştırmalığınızı aldığınız geç bir saatte izlemenizi öneririm.

Dizi: Sonsuza Dek (Forever)
Her öldüğünüzde denizde çıplak bir şekilde hayata geri döndüğünüzü düşünün. Önce klasik bir ölümsüz hikayesi olduğunu zannedeceksiniz ancak hikayede derinleştikçe ve geçmişin kirli hatırası yüzeye çıktıkça dizinin içine çekileceksiniz.

İki Ülkenin Kraliçesi Nefertiti

Antik mısırda geçen ve ana karakterin bir bölümde tanrılardan içgörü aldığı bir kitap.

Ara ara romantizm ve Nefertiti'nin ne kadar hayran olunası bir kadın olduğunu anlatıyordu.

Yazarın Antik Mısırla ilgili bazı şeyleri çarpıtması hoş değildi biraz sinir olduğumu hatırlıyorum ama still worth to read

I believe in pink, I believe in kissing I believe in being strong when everything seems to be going wrong. I believe that happy girls are the prettiest girls. I believe that tomorrow is another day and I believe in miracles...💕💗

[ email redacted ]

#27

alice: madness returns hayatimda oynadigim en güzel oyun falandir. hikayesi olsun, bas karakter alice'in tarzi olsun, etrafin dizayni olsun super. hem gotik hem whimsical..

#28
Elitesaid:post: 1143627

Bilimkurgu konusunda genellikle hiç tüketmediğimi söylemek isterim. Fakat tüketmeme nedenim, tüketip de beğenmemiş olmak değil; doğrudan türün yapaylığından kaynaklı geliyor. Bana nedense her zaman ya distopik ve karakterleri atmosfere hizmet edici bir hava veriyor ya da tamamen robotik gözüküyor. Çocukken Star Wars'tan bile tiksinirdim. Mega-galaksiler arası milyonluk klon ordusu vs. tamamen bana aşırıya kaçılmış geliyordu, ya da teknoloji vb. konseptler hitap etmiyordu.

Bunların bir anlamda romantizmden kopardığını düşünüyorum. Ki zaten Uranüs ile Güneş iki zıttır. Grimdark fantezi eserlerini tüketirken de aynısını hissediyorum. ASOIAF da bütün o sembolizmine karşın "En büyük orospu çocuğu ben olacağım!" "Hayır hayır, sen benden daha büyük bir orospu çocuğu olamazsın!" "Hakiki piç benim, şimdi en büyük piçliği yapacağım!" şeklinde bir imaj veriyordu. Tabii ki bunları abartarak söylüyorum çünkü evren baştan aşağı koyu gri yapılmak için tasarlanmış gibiydi ve bu o kadar aşırıya kaçılmıştı ki, en azından benim gözümde, karakterler sanki bu amaca hizmet ediyordu. Politik mesajlarını es geçersek, benim için evrendeki en büyük sorun buydu. Bunun harici çok iyi kaleme alınmış bir eser ve bu sembolizmleri okumaktan keyif alıyorum.

Benim için eserler mental stimülasyon ve ruhsal stimülasyon olarak ikiye ayrılıyor. Şu sıralar ruhsal açlığımdan mıdır bilmem, fakat oturup saatlerce öbür tarafa sövebilirim. Yine de pek çok beğendiğim kurgu öbür taraftan çıkmıştır ve favorilerim de buradandır.

Bunlara ben de katılıyorum, bu konuda ana fikrin "Epik destanlarda çok karakter var, çok karakter ölüyor; biz de milyarlarca karakter ekleyelim o zaman en epik bizimki olsun" olduğunu düşünüyorum. Dune olsun, Star Wars olsun, Warhammer 40K olsun hepsinde en ufak silahlı kavgada 60 trilyon insan ölüyor, normalde yer yerinden oynamalı ama bu evrendeki insanlar "alışkınız zaten" diyerek tüm acayipliği yok ediyor. Üstelik bu evrenlerde 100 trilyon askeriniz olsun, yine de Darth Emperor Gomcabbar diye biri seçilmiş kişi çıkıp tüm askerlerinizi kıymaya çevirebiliyor. ASOIAF'ta yaşadığınız şeyin onlarca kat kötüsü Warhammer'da var ki sanırım Grimdark'ın kökeni de Warhammer'da yatıyor, evren o kadar umutsuz olmaya çalışıyor ki asıl yapmaya çalıştığı alegorileri gözden kaçırmamıza sebep oluyor.

Bahsettiğiniz "karamsarlığa" durumunu ben de çok yaşıyorum, hatta bu konuda sosyolojik bir çıkarım yaptım. Siz, biz; ve çoğu 'zeki' insan hayatının bir döneminde depresif dönemlerden geçiyor ki bu da hayatı tanımanın bir parçasıdır zaten. Fakat dışarıdaki daha alt seviye insanlar bu 'depresif' durumu direkt zekiliğin kendisi sanıp 7/24 karamsar, pesimist, umursamaz ve depresif davranmaya çalışarak bunlara özeniyor. İşin kötüsü biz zeki insanların buna kanma ihtimali de çok fazla. Mesela örnek vereyim, ben kendi seviyemde olduğunu düşündüğüm için depresif ve zeki 'gözüken', kitap okuyan biriyle arkadaşlık kurdum, sonra? ortaya çıktı ki eleman her şeye burun kıvırıp depresif gözükerek toplumdan ayrı, zeki gözükmeye çalışan biriymiş. Bundan biz de zarar görmesek neyse, fakat bilinçaltımızda biz de "zeki=melankolik" kavramına inanıyoruz; sonuç olarak da ya gerçekten psikolojisi bozuk olan, ya da zekiliğe özenen tiplemeler bizim psikolojimizi dağıtıp asalak yaşamlarına devam ediyor.

Bizim yapmamız gereken, bir dönem depresiflikten geçse de hayattan soğumaktansa hayata tutunmayı tercih etmiş ve bunu hür iradeleri ile yapmış kişileri bulup bağ kurmak; arada çok ince bir ayrım var, aksi taktirde ya yalnız kalacağız ya da yanlış tercihler sonucu zarar göreceğiz. Bu konuda tüm kötü etkileri yaşadım ve bu ülkede mevzubahis insan tipini bulmanın neredeyse imkansız olduğunu sanıyorum.

Benim sövdüğüm karamsar eserlerden biri "The Sorrows of Young Werther" isimli boktan eserdir, Goethe bile yazdıktan sonra "Ellerim kırılaydı da yazmasaydım!" demiştir fakat iş işten geçmiş. Kitap evli bir hatuna göz diken, hatun buna sıcak-soğuk yaptıkça kafayı kıran ve en sonunda kafasını havaya uçuran bir yavşağın süper romantik hikayesini anlatıyor. Bizim karamsar-zeki gözükmeye çalışan güruh da bu tarz kitaplar okuyup "Şöyle mükemmel bir Sanat, böyle harika bir romantizm temsilcisi; duyguların harikulade bir dışavurumu..." diye yorumlar yapıyor, neden? Sanatçı ruhlu gözükecekler. Oysa neredeyse 10 yıl Sanat ve Sanat Tarihi eğitimi almış birisi olarak bu esere 'bok gibi' deyince ben "Daemonica Sanattan anlamıyor..." damgası yiyorum.

#29

Alien serisi ve Prometheus,
Raised By Wolves,
Black Mirror,

Harika bilim kurgu dizi/filmleri. Yazarları yahudi mı değil mi araştırmadım ama güzeldi hepsi.

#30

Bunlara ben de katılıyorum, bu konuda ana fikrin "Epik destanlarda çok karakter var, çok karakter ölüyor; biz de milyarlarca karakter ekleyelim o zaman en epik bizimki olsun" olduğunu düşünüyorum. Dune olsun, Star Wars olsun, Warhammer 40K olsun hepsinde en ufak silahlı kavgada 60 trilyon insan ölüyor, normalde yer yerinden oynamalı ama bu evrendeki insanlar "alışkınız zaten" diyerek tüm acayipliği yok ediyor. Üstelik bu evrenlerde 100 trilyon askeriniz olsun, yine de Darth Emperor Gomcabbar diye biri seçilmiş kişi çıkıp tüm askerlerinizi kıymaya çevirebiliyor. ASOIAF'ta yaşadığınız şeyin onlarca kat kötüsü Warhammer'da var ki sanırım Grimdark'ın kökeni de Warhammer'da yatıyor, evren o kadar umutsuz olmaya çalışıyor ki asıl yapmaya çalıştığı alegorileri gözden kaçırmamıza sebep oluyor.

Bahsettiğiniz "karamsarlığa" durumunu ben de çok yaşıyorum, hatta bu konuda sosyolojik bir çıkarım yaptım. Siz, biz; ve çoğu 'zeki' insan hayatının bir döneminde depresif dönemlerden geçiyor ki bu da hayatı tanımanın bir parçasıdır zaten. Fakat dışarıdaki daha alt seviye insanlar bu 'depresif' durumu direkt zekiliğin kendisi sanıp 7/24 karamsar, pesimist, umursamaz ve depresif davranmaya çalışarak bunlara özeniyor. İşin kötüsü biz zeki insanların buna kanma ihtimali de çok fazla. Mesela örnek vereyim, ben kendi seviyemde olduğunu düşündüğüm için depresif ve zeki 'gözüken', kitap okuyan biriyle arkadaşlık kurdum, sonra? ortaya çıktı ki eleman her şeye burun kıvırıp depresif gözükerek toplumdan ayrı, zeki gözükmeye çalışan biriymiş. Bundan biz de zarar görmesek neyse, fakat bilinçaltımızda biz de "zeki=melankolik" kavramına inanıyoruz; sonuç olarak da ya gerçekten psikolojisi bozuk olan, ya da zekiliğe özenen tiplemeler bizim psikolojimizi dağıtıp asalak yaşamlarına devam ediyor.

Bizim yapmamız gereken, bir dönem depresiflikten geçse de hayattan soğumaktansa hayata tutunmayı tercih etmiş ve bunu hür iradeleri ile yapmış kişileri bulup bağ kurmak; arada çok ince bir ayrım var, aksi taktirde ya yalnız kalacağız ya da yanlış tercihler sonucu zarar göreceğiz. Bu konuda tüm kötü etkileri yaşadım ve bu ülkede mevzubahis insan tipini bulmanın neredeyse imkansız olduğunu sanıyorum.

Bahsettiğiniz durumu deneyimledim. İyi ve hoş eserleri "edgy" gözükmek için "çocuk hikayesi" diye nitelendiren, realizmden kafayı sıyırmış manyaklar. Onu da tam bir karanlık gibi göstermeye çalışıyorlar.

Böylece bulanıklıkla- hatta bulamaçlıkla yoğrulmuş öykülerle karşılaşıyoruz. "Hayatta şöyle bir sorun var." Var fakat okuyucudan istediğiniz şey şuraya halk tabiriyle eğilmek mi yoksa çözüme kavuşturma iradesi mi?

Ahlaki ikilem mevzusuna ise girmeyeceğim. Evet, insanlar ahlaki ikilemler içindeler fakat benim görmek istediğim şey beni de aşkın bir figür. Zaten tarih böyle işlemez mi? Esin kaynağı olamayacak birisi ne işimize yarar? İnsan kendi hayatına da bakıp düşünebilir, öykü burada belki sadece yeni bakış açıları katabilir, fakat direnç katamıyorsa en azından bana hitap etmiyordur. Tabii ki ruhsal olarak bahsediyorum.

Adamlar bugün objektif ve herkesin kabul ettiği biçimde "çok büyük" olarak andığımız insanların bile esin kaynağının Akhilleus gibi kurgusal karakterler olduğundan bihaber. Bu insanlar büyük işleri başarırken kafalarında bir ideal vardı. İnsanları bu ideal figürden uzak tutuyorlar.

Bu da bende sadece ters tepki yaratıyor. Yani günün sonunda zamanımı harcadığımla kalıyorum. Mental stimülasyon için tasarlanmış eserlerle hiçbir derdim yok. Duygusal olmak için tasarlanıp zayıf karakterler koyan ya da karanlık bir dünyada gri karakterler yaratan serilerle derdim var. Biz insan türü zaten bu tarz şeylere düşmeye yatkınız. Azim ve irade örneği göremeyeceksem bana ne faydası var şimdi? Gerçek hayatta biraz yansıtma yapıp bakmak ya da mental yaratıcılığımızın ufkunu genişletmek ve yeni düşüncelerle tanışmak dışında ne elde edebilirim?

Kastettiğim "iyilik adına" diye elinde kılıçla koşan birisi de değil ki. Gerçekten gözü kararlılıktan hedefinden başka şeyi görmeyen, aşkın bir ideali olsun diye düşündüğüm bir karakter, sonrasında ne yaparsa yapsın. En azından azim örneğini görmek istiyorum.

"%80 iyiyim fakat şuna da tecavüz edeceğim. Şu garibanın da ahını alayım" şeklinde eserler komik geliyor.

Ben sadece bir karakterin ne kadar ileriye gidebileceğini görmek istiyorum, lakin bir hedef doğrultusunda. Kurnazlıkla, zayıflıkla değil; ezerek, sökerek, üstünden geçerek. Bu yaratıcı iş bana yaşam kıvılcımını, arzusunu, ilerlemeyi göstermeli.

Χαῖρε Ζεῦ!

#31

Bahsettiğiniz durumu deneyimledim. İyi ve hoş eserleri "edgy" gözükmek için "çocuk hikayesi" diye nitelendiren, realizmden kafayı sıyırmış manyaklar. Onu da tam bir karanlık gibi göstermeye çalışıyorlar.

Böylece bulanıklıkla- hatta bulamaçlıkla yoğrulmuş öykülerle karşılaşıyoruz. "Hayatta şöyle bir sorun var." Var fakat okuyucudan istediğiniz şey şuraya halk tabiriyle eğilmek mi yoksa çözüme kavuşturma iradesi mi?

Ahlaki ikilem mevzusuna ise girmeyeceğim. Evet, insanlar ahlaki ikilemler içindeler fakat benim görmek istediğim şey beni de aşkın bir figür. Zaten tarih böyle işlemez mi? Esin kaynağı olamayacak birisi ne işimize yarar? İnsan kendi hayatına da bakıp düşünebilir, öykü burada belki sadece yeni bakış açıları katabilir, fakat direnç katamıyorsa en azından bana hitap etmiyordur. Tabii ki ruhsal olarak bahsediyorum.

Dediğiniz şeyi çok iyi anlıyorum, "Yanlış İdol Bulma" gibi toplumu yere çeken bir durum var. Bunun tek sebebinin genel toplumun zayıf olması ve bu karakterleri görünce "Boynu bükük zavallı, aynı ben; ben de çok kötülük gördüm" demesi.

Buna en somut örneği Martin Eden romanıyla vereceğim.

Şimdi ülkemizde çok satan bu roman herkes tarafından okunur, ve herkes "aynı ben" der durur. Oysa Martin eleman asla rol model alınacak biri değildir, bunu görmek için alim olmaya gerek yok.

Kitapta bahsi geçen durumun çok benzerini ben de yaşadım, orta sınıf bir aileden gelsem de gerek aşktan gerek gelişim arzusundan fazlasıyla çalışıp bu yolda ben de bir şeyler başardım; fakat aşk falan kalmadı tabii. Peki bu durumda ben de mi Martin gibi davranayım? İmkanı yok. Sizin de dediğiniz gibi böyle boynu bükük davranmaktansa elde edilen başarının hızıyla ivmelenip daha ezici, yaşama bağlanıp alev gibi yayılarak her şeyi kül edecek bir yangın başlatmalı insan. Azim ve irade örneği sergilemeli. Tarihte de böyle oldu zaten; büyük lider dediğimiz adamlar "Ulan omurgası kıçından çıkıp bağırsakları dökülen askerler gördük, travma üstüne travma yaşadık; artık yaşasak kaç yazar yaşamasak kaç yazar?" diyerek intihar etse büyük lider olurlar mıydı? Olmazlardı tabii.

Burada aslında insanlığın ikiye bölündüğünü görebiliriz. Birinci sınıf mazlum, mağdur, zavallı ve zayıf gözükerek kurnazlık gibi özellikler sergileyerek arkadan iş çeviriyor; değersiz oldukları için de kendi canlarını almakta tereddüt etmiyorlar. Bazen de ikinci sınıfa özenip yakıp yıkmaya, ezmeye hevesleniyorlar fakat etik ve erdeme vakıf olmadıkları için "boktan insan" damgası yiyorlar.

İkinci sınıf da bunun tam tersi, onlar büyük insanlar oluyor. Acıya karşı çıkan, başarıyla ivmelenen insanlar. Ayrıca boktan insan değiller keza insanlıklarına sıkı sıkı tutunuyorlar. Örnek olarak Çanakkale Savaşında yaralı düşman askerini taşıyarak iyileştiren asker örnek verilebilir. İyi ve başarılı bir asker, fakat kötü değil çünkü tamamen kendi inisiyatifine kalmış bir adama hayat vermeyi seçiyor. Birinci örnekteki acınası insanlar bu askerin yerinde olsa ne savaş alanında çıkıp düşman askerini kurtarmaya cesaret edebilirdi, ne de onu gördükten sonra insanlık gibi önemli bir değeri hatırlayıp hayat vermeyi seçerdi; muhtemelen öldürürdü. Fakat tam tersini seçerek düşman askerini kurtaran askerin durumu ortada, adam efsaneye dönüştü.

#32

The sixth sense. 99 yapımı yani sinemanın altın çağının başyapıtlarından biri. Az önce izlemeyi bitirdim. 6-7 yıl önce yine 99 yapımı olan The Matrix'i izledim ve "tamam, en iyisi bu" dedim bir dahada ikinci sıraya koyamadım. Hiçbir filmle karşılaştıramadım bile. Fakat bu film benim için birinciliği hak ediyor. O kadar iyi ki son olara doğru aşırı duygulandım ve ağladım. İki damlacık. Genel olarak beni duygulandırdı. Üstelik ömrüm boyunca yemediğim ters köşeyi yedim. Film izlemeyi özlemişim be film dediğin budur. İzlerken bin defa telefona bakmadım hatta hiç bakmadım. Kimilerine sıkıcı bir film gibi gelebilir ama ben filme odaklanıp içine girdim resmen. Kısacası iyi filmdi izlemek isteyen izlesin. Ama film hakkında araştırma yapmadan direkt izleyin.

#34

Kitap önerilerim:
Zana Muhsen - Annemi Bir Kez Daha Görebilsem
Zana Muhsen - Nadia'ya Mektuplar
Khaled Hosseini - Bin Muhteşem Güneş
Betty Mahmudî - Kızım Olmadan Asla
Naşide Gökbudak - Perina
Charlotte Brontë - Jane Eyre

Film önerim:
Osama (2003)

#35

Ayrıca bu filmlerde bence anlamlı ve seyretmesi keyfli.
The Fall (2006)
Vanilla Sky (2001)
Cube serisi.