Demek ki erkekler kendileri de fark ediyormuş bunu. Erkek arkadaşlarımdan, kardeşimden ve arkadaşlarımın abileri/babalarından gözlemlediğim ve nedense kendim rahatsız olduğum bir şeydi bu. Demek ki parmakla gösterilebiliyormuş.
Kardeşim ben fark etmeden ergenliğe girdi sanırım arkadaşlarıyla bir tuhaf konuşuyorlar, hiç iki insan arasındaki bağı hissetmiyorsunuz. Alfa kuşağı olmalarından değil, yaşıtım ya da daha büyük erkeklerde de gözlemlediğim bir şeydi. Sorduğumda ''Erkeklerin doğası böyle.'' gibi bir cevap almıştım. Ne kadar üzücü bir yaşam biçmi diye düşünmüştüm kendi kendime.
Düşünsenize bir insan var bu güne kadar her olayınızda yanınızda olmuş, yaralarınızı oturup beraber sarmışsınız ama onu yanağından bile öpmeyi tuhaf buluyorsun, ''seni seviyorum'' diyemiyorsun falan...
Bunun sebebi bu muymuş yani? Arkadaşlarına güzel bir şey söylerlerse gay olduklarını mı düşünüyorlarmış? Bu bir homofobi turnusolu olabilir mi yoksa cinsel kimliklerini mi sorguluyorlar?
Kadınlarda neden olmuyor? Olay cinsel kimlik sorgulamaksa bizim kızlar dudak dudağa bile öpüyorlar bazen (yiyişme gibi değil normal muck diye öpmeli) hiçbiri lezbiyen değil. Ben de öptüm daha önce arkadaşımı ben hala erkeklerden hoşlanıyorum , yönelimlerinin değişeceğini mi düşünüyorlar? sebep bu mu?
Daemonica Bey doğruyu söylüyor fakat siz burada mübalağa ediyorsunuz.
Erkek, hemcinsinde güçlü bir silah arkadaşını görmek ister. Erkeğin en temel bilinçaltı ilkesi budur. Bu yüzden diğer erkekleri de güçlü yapmak isterler. Örneğin, bir erkeğin derdi olsa, karşısındaki adamın oturup ağlamasını görmek "bu psikopat mı, yumuşak bir adam mı" hissi uyandırır. Sonuç olarak bacağınız koptuğunda karşısındaki adamın da bacağının kopmasını görmek istemezsiniz. Onun yerine sizin sorumluluğunuzu da üstlenecek, sizi sırtında taşıyacak, gerekirse sizin yerinize de savaşacak güvenebileceğiniz birisini görmek istersiniz.
Kadınlar bu açıdan katarsis yaşamaya daha meyillidir fakat erkek, bilinçaltı gereği sorumluluğu üstlenmeyi, eğer kendisini aşıyorsa da karşısındaki arkadaşının üstlenebileceğini görmek ister. Yani "Erkek adam ağlamaz." sözü aslında daha büyük bir şeyi ifade etmektedir.
Antik Yunanistan'da, bir cenazede kadınların da ağlaması yasaktı. Fakat bu "kadınlar da ağlamasın" diye düşünülerek yapılmış bir şey değildi; bilakis, erkekler de kadınların ağladığını görür, onlar da feminenleşir endişesiyle koyulmuş bir kuraldı. Çünkü o adam yerine yeni gelene sorumluluk yüklenmektedir. Herhangi bir işe güven verilecekse, ki bu en ilkel biçimde bir savaş ya da toplumu ayakta tutma mücadelesi olabilir, hem o kişiye hem de diğerlerine uygunsuz örnek oluşturmak istemezsiniz.
Bu yüzden erkekler, ağlamak yerine farklı yöntemler bulmayı tercih ederler. Örneğin "rakı masasında" sadece karşısındakinin üzüldüğünü görmek, o adam için "bu adam bana yardımcı olur" imgesi yaratır. Fakat ağlayan adam görmek tamamen farklı bir meseledir. Dertleşirken erkek derman bulmak ya da sorumluluğunu paylaşmak ister, çünkü günün sonunda empatiyle çözülmeyeceğinin bilincindedir. O yüzden erkekler çokça katarsis yaşamaz.
Bu demek değildir ki erkeklerin duygusal ihtiyaçları yoktur ya da katarsis yaşamamalılardır. Fakat hayatı işleyişleri farklıdır. "Cefakar" denilecek kişi değil, "gölgesi yetecek" kişi olmak isterler, ya da hemcinslerinden bunu beklerler. Yani iki erkeğin bağı da genelde bunun üzerinden şekillenir, duyguları değil- yükü paylaşmak isterler ya da onların gidecekleri yola bir çözüm bulmasını isterler. Duygusal sağlıkları gereği sürekli sevgi ya da başka şey görmek rahatsız hissettirebilir, ya da bunları göstermek. Burada cinsiyet doğaları gereği farklı yaklaşımlar görülür ve ikisinde de sorun yoktur.