İnsanlar aşık olabilir ve ilişkiler yaşayabilir; bu, insan doğasının bir parçasıdır ve bireyin bu tercihler üzerinden yargılanması doğru değildir. Ancak bu durum, cinselliği değersizleştiren, önüne çıkan herkesle birlikte olan bir yaşam tarzının savunulması gerektiği anlamına da gelmez. Buradaki esas mesele, insanın kendisiyle olan ilişkisidir.
Özellikle erkeklerde bu konu daha hassas bir hâl alır. Erkek, rekabetçi ve kendini kanıtlaması gerekendir, ilişkilerine de bu anlayış yansır. Partnerinin geçmişine dair duyduğu rahatsızlık aslında bilinçaltında yatan bir egosal sorundur. Erkek, kendisini önceki partnerlerden üstün görmek ister; geçmiş deneyimlerin gölgesinde kalmak, bilinçaltında onu sürekli bir kıyas ve yarış içine sokar. Bu, yalnızca tatmin edilmemiş bir ego değil, aynı zamanda özgüven eksikliğinin bir yansımasıdır.
Gerçek özgüven, bireyin kendini dışsal onay mekanizmalarına muhtaç olmadan değerli hissetmesiyle mümkündür. Eğer bir erkek, partnerinin geçmişi karşısında kendi değerini sorguluyorsa, asıl mesele kadının deneyimleri değil, erkeğin içsel yetersizlik duygusudur. Bu durum kişinin Güneş'i ile ilgilidir ve Güneş parlatılmalıdır. Kişi dönüşüm geçirmeli, gerçek bir erkek olmalıdır ki bu tür sorunların altında ezilmesin. Aksi hâlde, kişi kendisini sonsuz bir kıyas, geçici zaferler ve içten içe kemiren bir tatminsizlik döngüsüne hapseder—ki bu ne gerçek bir huzur sağlar ne de uzun vadede bir anlam taşır. Her zaman durum bu olmayabilir, istisnalar her yerdedir.